YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 666. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

HİCRET
(I)

 Hicret Kelimesi
Arapça mastar bir kelime olup Bir şeyi terk etmek ve başka yere göç etmek anlamına gelir. Fakat insanlık tarihinde Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabının İslâm devletini kurmak üzere Mekke'den Medine'ye göç etmelerine özel-güzel bir isim olmuştur.                               
Tarihte Hicret
Hz. İbrahim’in Hicreti
Hz. İbrahim, kendi kavmine Allah'ın dinini anlatmada hiç bir engel tanımamış, Nemrut'un zorbalığına boyun eğmemiş, büyük işkencelere maruz kalmasına rağmen yolundan dönmemiştir. Fakat O'nun gayretleri bir netice vermemiş, toplumu küfür bataklığına dalıp kalmıştır. Artık kavmi kendi doğrultusunda gitmektedir. Hz. İbrahim de tevhid üzere yoluna devam edecektir.
Hz. İbrahim kavminin iman etmesine imkân ve ihtimal kalmadığını anlarınca, sapıklık ve küfür diyarından uzaklaşmak amacıyla yalnız Allah'a kulluk edebilmek için hicret etmiştir (Hak Dini Kur'ân Dili, II, 1437).
Hz. Peygamber s.a.s şöyle buyurmuştur: "Her kim dini için bir yerden bir yere hicret ederse, gittiği yer bir karşı yer de olsa Cennet'te İbrahim ve Muhammed (s.a.s) onun arkadaşı olur."
Ashab-ı Kehf'in Hicreti
Batıl düzenler, gerçekten Hakk'a inananlara hayat hakkı tanımak istemezler. Onlar gerektiğinde bütün zulüm mekanizmalarını inananların aleyhine çalıştırmaktan geri durmazlar. Çünkü yarasanın ışıktan ürktüğü gibi onlar da inananların gerçekleri ve mutlak doğruları gözleri önüne sermelerinden, böylece kendi menfaatlerinin ortadan kalkmasından, ilahlık davalarının sahteliğinin ortaya çıkmasından, sömürü çarklarının durmasından endişelenir korkarlar. Tarih boyunca zâlim düzenler eliyle inananlara yapılan zulüm, baskı ve şiddetin asıl nedeni budur. Bugün yeryüzünün her bölgesinde müslümanlar üzerindeki baskı, şiddet ve terör de  esasen bundan kaynaklanmaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm Ashab-ı Kehf': "Rablerine inanan gençler" den (Kehf, 13) söz etmektedir. Bunun üzerine; "Allah da onların hidayetlerini artırmıştı". Ashab-ı Kehf'in, kavimleri Allah'tan başka tanrılara taptıkları için onlardan uzaklaşmalarını Kur'ân övgüyle anlatmaktadır. Onlar bu davranışlarıyla doğru yolu bulmayı ve Allah'ın rahmetine kavuşmayı gaye edinmişlerdi: "... Şunlar, şu bizim kavmimiz, Ondan (Allah'dan) başka tanrılar edindiler. Bunların üzerine bari açık bir delil getirseydiler ya? Artık yalan yere Allah 'a karşı iftira edenlerden daha zâlim kimdir?" dediklerinde, onların kalplerini (sabır ve sebat ile hakka) bağlamıştık." (Birbirlerine şöyle diyorlardı): "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka tapmış olduklarından ayrıldınız, o halde mağaraya (çekilip) sığının ki; Rabbiniz size rahmetinden genişlik versin, işinizden de size fayda hazırlasın "(Kehf, 14-16)
Böylece onlar
 Zâlim bir toplum içinde dinlerini açığa vuramamaktansa mağaraya çekilip orada inançlarını yaşamayı tercih etmişler ve son derece az oldukları için, mevcut düzene karşı duramayacaklarını anlamış bulunuyorlardı.
Habeşistan'a Hicret
 İslâm'ın ilk yıllarında, sahabîlerin önemli bir kısmına ve özellikle zayıf ve kimsesizlere, "Rabbiniz Allah'tır" demeleri nedeniyle sayısız zulümler uygulanıyor, dinlerinden vazgeçirmeleri için onlara büyük baskı ve işkenceler yapılıyordu. Peygamber Efendimiz, sayıları yüzü bulan sahabiye Habeşistan'a hicret etmelerini tavsiye etti. Orada kendilerini himaye edecek iyi niyetli bir hükümdarın varlığından söz etti. Bunun üzerine Habeşistan'a iki defa hicret edildi.
Mekke o sıralarda gerçekten İslâm gibi eşsiz, tevhide dayalı yüce bir inanç ve hayat düzenini kabul edenler için ağır şartları bulunan bir ortamda idi. Habeşistan'da da tabii ki İslâmî bir düzen yoktu ama en azından orada zulüm de yok, dinini yasama hürriyet vardı. Bu nedenle Dârü'l- Küfr olan Mekke'yi bırakıp Darü'l-Emin (güven ülkesi)'e göç için bir izin verilmiş oluyordu...
Peygamberimizin Hicreti
Rasûlullah Mekke'de tebliğ görevini sürdürürken Kureyşliler inkârlarında diretiyorlardı. Peygamberimiz tebliğ görevini Mekke'nin dışına taşımak istiyordu. Bu nedenle Taif'e gitti. Tâifliler de Kureyşliler gibi inkârcılıkta direnmişler hatta Peygamberimizi taşa tutmuşlardı. Peygamberimiz onların bu cahilane hareketleri karşısında yılmamıştır. Özellikle hacc mevsiminde Mekke dışından gelen insanlarla görüşüyor onlara İslâm'ı anlatıyordu.
Akabe Görüşmeleri
Peygamberimiz bir gün Akâbe mevkiinde Medineli altı kişi ile karşılaştı. Onlara Kur'ân okudu ve onları İslâm'a davet etti. Medineliler Peygamberimizle konuştuktan sonra durumu aralarında değerlendirerek: "Yahûdilerin, geleceğini bildikleri ve kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olsa gerektir" dediler. Hemen Peygamberimize inanıp müslüman oldular. Zira Medinelilerle araları açılan Yahudiler onlara "Son Peygamber gönderilmek üzeredir. O gelince biz ona tabi olacağız, İrem ve Âd kavimleri gibi sizin kökünüzü kazıyacağız" diyorlardı.
Akabe'de Müslüman olan Medineliler durumu yakınlarına aktarıp bir yıl sonra, on iki kişi olarak Hacc için Mekke'ye geldi. Yine Peygamberimizle görüşerek: "Hırsızlık, zina ve iftira etmemek, çocukları öldürmemek, Allah ve Rasûlüne muhalefette bulunmamak üzere" peygamberimize söz verip bey'at ettiler.
Ertesi sene (Bi”setin 13. yılında) bu sefer yetmiş iki kişilik bir grup hacc için Mekke'ye gelip Akabede yine toplandılar. Peygamberimiz, amcası Abbas'la birlikte Akabe'ye geldi. Abbas henüz müslüman olmamıştı. Ebu Talib'in vefatından sonra peygamberimizle daha çok ilgilenmeye başlamıştı. Toplantıda ilk konuşmayı Abbâs yaptı: "Ey Hazrecliler! Bu kardeşimin oğlu, benim yanımda insanların en sevgilisidir. Siz onu tasdik ediyor, onun getirdiklerine inanıyor ve kendisini alıp götürmek istiyorsanız, sizden bu hususta beni tatmin edici bir söz almak isterim. Sizler, ona vereceğiniz sözü yerine getirebilecek ve onu düşmanlarından koruyabilecek misiniz? Bunu gereği gibi yaparsanız ne iyi! Yok! Mekke'den çıktıktan sonra yardımsız bırakarak rezil-rüsvay edecekseniz şimdiden bu işten vazgeçiniz. O, kavmi arasında ve yurdunda izzet-şerefiyle yaşasın."
Arkasından Peygamberimiz iki şart ileri sürdü: “Allah”a hiç bir şeyi ortak koşmamanız, yalnız O'na ibadet etmeniz. Bir de kendinizi, çocuklarınızı, kadınlarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden, beni de korumanız" gerekir” buyurdu. Medineliler: "Böyle yaptığımız zaman bizim için ne var" dediler. Allah Rasûlü de: "Cennet …." buyurdular. Medineliler "bu kârlı alış veriştir" deyip Allah Rasûlüne bey'at ettiler.
Müşrikler Akabe bey'atlarıni haber alınca
Allah Rasûlünü Mekke dışına çıkarmamak için önlemler almaya başladılar. Bir süre sonra Peygamberimiz müslümanların Medine'ye hicret etmelerine izin verdi. İlk olarak Cahşoğulları hicret ettiler. Bunlardan sonra Hz. Ömer hicret için önce silahını kuşandı, Kâbe'yi tavaf etti. Müşriklere hicret etmekte olduğunu bildirip: "Anasını ağlatmak karısını dul bırakmak isteyen varsa beni takip etsin" diyerek bir grup sahabe ile hicret etti."
Hz. Ömer'den sonra Hz. Hamza ve diğer müslümanlar hicret ettiler. Hz. Ebû Bekir de hicret etmek isteyince Peygamberimiz ona "acele etme, belki Allah sana bir arkadaş verir" diyerek beklemesini söyledi. Hemen Hz. Ebu Bekir iki deve satın alıp, hicret edeceği günü beklemeye koyuldu.
Kureyşliler müslümanların Medine'de tutunduklarını görünce telaşlandılar
 Peygamberimizin hicretine engel olabilmek için “Darü'n-Nedve” de toplandılar. Çeşitli fikirler ileri sürdülerse de Ebû Cehil'in  seytanca düşüncesinde karar kıldılar: “O, her kabileden bir delikanlının seçilmesini, bunların hep birlikte Peygamberimizi öldürmelerini teklif etti. Böylece Abdi Menâfoğullarının bütün kabilelerle bas edemiyeceginden kan davası güdemeyeceklerini bildirdi.
Kureysiler böyle çeşitli hile ve entrikalar düşüne dursunlar. Peygamberimiz Hz. Ebû Bekir'in evine gitti. Hz. Allah'ın; kendilerine de hicret izni verdiğini bildirerek yol hazırlıklarına başlanıldı. Mekkelilere ait emanetlerin sahiplerine verilmesi ve müşrikleri yanıltmak maksadıyla Hz. Ali'ye Peygamberimiz, evinde yatmasını emretti.
Müşrikler Peygamberimizin evini kuşattılar
 Allah Rasûlü, “Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da göremezler.” (Yasin,9) ayetini okuyarak müşriklerin arasından görünmeden geçip gitmiştir. Bir müddet sonra müşrikler Peygamberimizin yatağında Hz. Ali”nin olduğunu görünce hayrete düşmüş ve tuzaklarının boşa gittiğini anlamışlardır.
Rasûlullah (s.a.s) Hz. Ebu Bekir'le birlikte Sevr Dağı'na doğru yol alıp Hıra mağarasına gizlendiler. Bu dağ Medine tarafında değil, Cidde tarafında Mekke'nin kuzey batısında yer alıyordu. Müşrikleri şaşırtmak için böyle bir yola başvurulmuştu.
Müşrikler Hz. Ali'yi ve Hz. Ebû Bekir'in kızı Esma'yı sıkıştırdılar fakat bir şey öğrenemediler.İz sürenleri yanlarına aldılar; dağ, tepe demeden her tarafı taradılar. Hatta mağaranın ağzına kadar bile geldiler, mağaranın önüne bir güvercinin yuva yaptığını, örümceğin ağ ördüğünü görünce Allah Resulünün ve Arkadaşının mağarada olabileceklerini düşünemediler. Elleri boş olarak geri döndüler.
Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdullah ve kızı Esma onlara yemek taşıdılar. Hz. Ebu Bekir'in çobanı da koyunlarını Abdullah'ın geçtiği yerlere sürerek izlerini silmeye çalıştı. Peygamberimiz ve Hz. Ebu Bekir burada üçgün-4 gece kaldılar. Kılavuzları Uraykıt, Hicret yolculuğunda binecekleri develeri getirdi. Peygamberimiz devenin ücretini Ebu Bekir'e ödeyerek yola koyuldular. Yolculukta geceleri yol alıyor, gündüzleri gizleniyorlardı.
Süraka’nın atının kuma gömülmesi
Kureyşliler, Peygamberimizi bütün çabalarına rağmen bulamayınca şaşkına döndüler. Onu bulana yüz deve vereceklerini vadettiler. Bu ödül herkesi heyecanlandırdı. Yüz deveye sahip olabilme ümidiyle her tarafı aramaya başladılar. Her yöne haberciler gönderildi. Bu habercilerden birisi de Süraka'nın yurduna gelmişti. Onlar da Allah Rasûlünü bulabilmek ve yüz deveye sahip olabilmek için fırsat kolluyorlardı. Bir gün adamın birisi üç kişilik bir yolcu kafilesinin gitmekte olduğunu gördü. Bunu bir toplulukta anlattı. Süraka uyanık bir adam idi. Adamı yanıltmak ve sözü kesmek için onlar falancalardır dedi. Adam kesin bir şey bilmediğinden susmak zorunda kaldı. Süraka hemen evine geldi. Atını ve oklarını hazırladı. Belirtilen yöne doğru hızla yol almaya başladı. Bir müddet sonra Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir'e yetişti. Onlara "bugün sizi benden kim kurtarabilir" diye bağırmasıyla birlikte Süraka'nın atının ayakları kuma gömüldü. Hz. Allah, bu Hicret yolculuğunda Rasûlünü yalnız bırakmamış ve onu tehlikelere karşı bir kere daha korumuştu.
Atının kuma gömülmesi sonucunda gerçeği anlayan Süraka affını istedi. Peygamberimiz de onu affetti. Süraka Peygamberimize ikramda bulunmak istedi. Peygamberimiz de onun hiç bir ikramını kabul etmedi. Müslüman olmasının gerektiğini öğrendi ve müslüman oldu.

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 20!
Derneğimizin 2018-2019 Eğitim yılında lisans öğrencilerine sağlayacağı burs başvuruları 15 Ekim 2018 tarihinde başlayıp 15 Kasım 2018 tarihinde sona erecektir. Burs başvuru formuna derneğimizin sitesinden ulaşabilirsiniz. Formu doldurup Dernek merkezine veya kargo posta yoluyla ulaştırabilirsiniz. Başvurulardan sonra değerlendirme yapılıp burs almaya hak kazananlara bilgi verilecektir. Başvuru Formu için tıklayınız.