YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 663. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

BİR SABR-I CEMİL ÖRNEĞİ PEYGAMBER; HZ. EYUB A.S.
(III)

4 - EYYUB (A.S)’IN MUSİBETLERE KARŞI SABRI VE ALLAHA TESLİMİYETİ

 Kur'an-ı Kerim'de anlatılan Eyyub kıssasında, onun musibetlere duçar olmasından ziyade bu musibetlere sabrı, teslimiyeti ve Allah'a olan yakarışı ön plandadır. Nitekim ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
*"Eyyub'u da (an). Hani Rabbine: "Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti. Bunun üzerine biz, tarafımızdan rahmet ve kulluk edenler için bir hatıra olmak üzere onun duasını kabul ettik"[Enbiya,83]
* "Kulumuz Eyyub'u da an. O, Rabbine: Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti." [Sad,41]   
Kur'an'daki, Eyyub peygamber tavrına dair bu beyanlar bizim için çok önemlidir. Çünkü Eyyub (a.s)’dan sonra kıyamete kadar yaşayan/yaşamış/yaşayacak tüm insanlar çeşitli derecelerde musibetlere uğrayacaktır. İşte bu musibetlere uğrayanların yapacakları kulluğa dair vazife ise aynıdır: Allah'a sü-i zan ve şikayette bulunmadan O’na teslim olarak içten yalvarıp-yakarmak. Bir de Allah'ın yarattığı fiziki plandaki şifa esbabına başvurmaktır. Zira dikkat edildiğinde Eyyub a.s dua edince Hz. Allah, ona sunduğu zahiri bir vasıtaya ( şifalı kaynak suyuna) müracaatı emretmiştir.
Dolayısıyla Eyyub a.s’dan sonra bu kıssadan ibret dersi alacak Müslümanlar, hastalıklar veya belalara karşı önce Allah'a tazarru ve niyazda bulunacaklar, beraberinde de şifa vesilesi arayacaklardır. Allah müsaade etmeden istediğiniz kadar uğraşsanız, şifa gelmeyecektir. "وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ   = "Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."[Şuara, 80] Bunu da her iki (fiziki ve metafizik) esbaba tevessül ile vermiştir.
Tevrat, Hz. Eyyub'un başına gelen musibetleri (detaylarıyla) ön plana çıkarırken, Kur'an-ı Kerim ise onun bu musibetler karşısındaki Allah'a yönelen kulluk ve sabır tavrını bil-hassa belirtmektedir. Nitekim ayette:
" إِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ = Gerçekten biz Eyyub'u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne iyi kuldu! Daima Allah'a yönelirdi."[Sad,44]    
Zaten Eyyub ismi de Evvab manasına olup onun, Allah'a sürekli yönelen bu tavrından  dolayı verildiği ifade edilmiştir. O itbarla İbn Abbas dedi ki: Ona "Eyyûb" adının veriliş sebebi, her halükarda Allah'a tevbe edişinden dolayıdır."[Kurtubi, a.g.e, c.XI, s. 542]
Tevrat metinlerinde;
Hz. Eyyub'un başına gelen musibetlere, Kur'an'da tasvir edildiği şekilde sabır ve tam teslimiyet gösterdiği şeklindeki bu gibi anlatımlara mukabil; çoğunlukla Allah'a sitayişkâr, başına gelenlerden bizar ve Allah'a isyankârane konuşmalarına yer verilmektedir:
*"Sonunda Eyüp ağzını açtı ve doğduğu güne lanet edip şöyle dedi: "Doğduğum gün yok olsun. 'Bir oğlan doğdu' denen geceye yuh olsun!"[Kitab-ı mukaddes; Eyub kitabı; Bab 3/1-3.]
*"Tanrı'ya: Beni suçlama diyeceğim, Ama söyle, niçin benimle uğraşıyorsun? Hoşuna mı gidiyor gaddarlık etmek ve kötülerin oyununu oynamak? Sende insan gözü mü var? İnsanın gördüğü gibi mi görüyorsun?"
[ Kitab-ı mukaddes; Eyub kitabı; Bab 10/2-4]
 Bu durum Tevrat'ın tahrifatından kaynaklanan bir zaafıdır. O itibarla Hz. Eyyub'un sabrına dair tezat anlatımlar Kıssanın vermek istediği mesajı ters-yüz etmektedir
Kur'an-ı Kerim ise Eyyub a.s ‘ın sabır, Allah'a teslimiyet ve bunların yansıması olan dua ve tazarrularını ön plana çıkararak verilmek istenen ana mesajı tebellür ettirmekte (berraklaştırmakta)dir.
Sonuç şu ki
Dikkat edildiğinde Tevrat kıssasındaki Eyyub a.s’ın arkadaşları ile aralarındaki muhavere, tartışma, Hz. Eyyub'un Allah'a isyankâr tutumunun sorgulanması üzerinedir. Kur'an, Hz. Eyyub'un böyle bir olumsuz tavrını dile getirmediğine göre Eyyub a.s ile arkadaşları arasındaki konuşmaların tam bir hayal ürünü olup kıssaya sonradan eklendiğini; hele Hz. Eyyub'un Allah'a karşı savaşıyorcasına isyan etmesi ise Tevratın  muharref olmasından naşi bir durumdur.
a-Hz. Eyyub'un hastalığının müddeti ve iyileşmesi
Hz. Eyyub kıssasının anlaşılmasında en problemli alanlardan bir tanesi de onun hastalığının mahiyeti ve hastalığının süresidir. Çünkü bazıları Hz. Eyyub'un hastalığını onun peygamberliğinin önüne geçirerek yorumlamaktadırlar. Bilindiği gibi Hz. Eyyub, diğer peygamberlerde olduğu gibi, toplumuna Allah'ın mesajlarını iletmekle mükellef bir nebidir. Eğer onun hastalığı Allah'ın mesajlarını iletmede engel olur, toplumu bundan nasiplenemezse görevini kâmil manada yerine getirememiş demektir.
"Her anlamıyla tiksindirici hastalık hallerini Eyyub(a.s)'a nispet edenler onun bir peygamber, şeref ve mertebesi yüce ve Allah’ın bir elçisi bulunduğunu adeta unutmuş gibidirler. Eyyub (a.s)'ın ne kadar sabırlı ve bu hususta takdire şayan olduğunu ispat etmek için kitaplara aldıkları türlü merviyyatın asılsız şeyler olup onu küçülttüğünü, halkın gözünden düşürdüğünü fark edememişe benziyorlar."[A. Aydemir; a.g.e; s.98]
Kur'an ve hadislerde Eyyub a.s’ın hastalığı ve müddeti ile ilgili herhangi bir bilgi yoktur.[Abdülfettah Tabbâra, Kur'an'da peygamberler ve peygamberimiz, s.250.]  
Tevrat'tan hastalığı hakkında tafsilat elde edilmiş olsa bile onda da hastalığının süresi hakkında malumat bulunmamaktadır. Tamamen gaybi olan Hz. Eyyub'un hastalığının müddeti, aynı zamanda onun peygamberliğini yerine getirmesine engel olması açısından da önem arz etmektedir. Bu konulara dikkat çektikten sonra bazı kitaplarda yer alan İsrailiyat'tan örnekler vererek bu konuya sahih bir bakış açısı getirmeye çalışmak yegâne yol olsa gerektir.
Hz. Eyyûb(a.s)'ın hangi sebepten dolayı, "Doğrusu bana dert gelip çattı. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin" dediği ve duçar olduğu belânın süresi hususunda ulema ihtilâf etmişlerdir. (Kurtubi, a.g.e, c.XI, s. 545–548) 
" Hz. Eyyûb (s.a.), on sekiz yıl belâya duçar kaldı. Hz. Eyyûb(a.s.}, çöplüğün üzerine atıldıktan sonra, hanımı Rahme hariç, malı, çocuğu ve hiçbir dostu kalmadığı halde, yedi küsur sene, o halde bekledi."[Taberi Tefsiri, c.VII, s.136]
Bazı kaynaklar, bırakınız hastalığının gaybi ve peygamberlik vazifesiyle çelişen uzun müddetini tahmin etmeyi, İsrailiyat'a öyle dalmışlardır ki, Hz. Eyyub'u "çöplüğe" atmışlar hem de yedi yıl orada kaldığı rivayetlerine yer vermişlerdir.[Er-Râzi, a.g.e, c.XVI, s.202; İbn Kesir, Muhtasar Kur'an-ı Kerim tefsiri, c.IV, s.2141. İbnü’l Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih, c.I, 129]
Bu, cidden oldukça menfi (olumsuz) ifadeleri peygamberlik misyonu ile kabil-i te’lif etmek hiç mümkün değildir. Nitekim Kehf suresinde geçen; "Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler; yine: "Beş kişidir; altıncıları köpekleridir" diyecekler. (Onlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de:) "Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onların hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve haklarında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme."[Kehif,22]
Ayeti benzeri "gaybi taşlama"ları ve İsrailiyat ürünü rivayetleri hiç kale almamak gerektiğini açık-seçik ortaya koymaktadır.
Binen aleyh Hz. Eyyub bir peygamberdir ve onun insanlara karşı vazifeleri vardır. Bunu engelleyecek, iddia edildiği gibi yedi ila on sekiz yıllık süreler, hem peygamberliğin işlevi hem de hastalık ve sabrın diğer insanlara örnekliği açısından sıhhatli nakiller olmasa gerektir. 
b-Hz. Eyyub'un şifa bulması ve eski varlığına kavuşması
Ayetler, Eyyub (a.s)’ın bedeninin şifaya ve yeniden evlat ve servete kavuştuğunu bildirmektedir: "Kulumuz Eyyub'u da an. O, Rabbine: Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi, diye seslenmişti. Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su. Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona hem ailesini hem de onlarla beraber bir mislini bağışladık."[Sad, 41-43]
Fahrettin-i Razî, şifa durumunu şu şekilde yorumlamaktadır: ".. Allah da onun bu isteğine, "Ayağınla vur" demek suretiyle icabet etmiştir. (ركض) Rekd ayakla, kuvvetli bir biçimde itmek, tepmek demektir. Nitekim "At, seni tepti" denilmesi de bu manadadır. Buna göre kelâmın takdiri, "Biz ona, "ayağınla vur.." dedik" şeklinde olur. Denildiğine göre o, ayağıyla yere vurunca, oradan şifalı bir göze fışkırdı."[Er-Râzi, a.g.e, c.XIX, s.91)
Hz. Eyyub'un şifasına sebep olan kaynak suyu hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır. "Allah Teâlâ oradan bir kaynak fışkırttı. Hz. Eyyub'a o kaynaktan yıkanmasını emretti. Böylece bedenindeki hastalıkların tamamı iyileşti. Sonra bir başka yerde ayağını tekrar yere vurmasını emretti. Oradan da başka bir kaynak fışkırttı. Ve o kaynaktan içmesini emretti. Böylece içindeki kötülükler de giderildi, zahiren ve bâtınen tam bir sıhhat-afiyete kavuştu."
İki su kaynağı Meselesi
Hz. Eyyub'un hastalığının mahiyeti hakkında Kur'an'da ve Hadislerde herhangi bir beyan bulunmadığı halde ona iç ve dış hastalık izafe etmek nasıl mümkün olmaktadır? Hangi gaybi yardımlarla bu bilgiye ulaşılabilmektedir? Diyelim ki Tevrat'tan derisindeki hastalığı mufassallaştırıldı; peki, Eyyub a.s’ın içinde hastalık olduğu nereden bilinmekte ve buna mümasil şifası için ikinci bir kaynak suyu daha nasıl peydah edilmektedir?
Bu tip yorumlar tamamen ındîdir, dayandıkları kaynaklar da İsrailiyattır. Bunu fark eden Konyalı M. Vehbi Efendi şunları kaydetmektedir: "Bazıları «Pınar iki tane zuhur etti. Biri sıcak su, onunla yıkandı. Biri de soğuk suydu ki onu da içti» demişlerse de âyetin zahiri pınarın iki olmasına hiç müsait değildir. Zira yıkanacak suyun soğuk olduğu sarahaten beyan olunduğu gibi lâfz-ı âyet de müfred olarak varid olmuştur."
[Mehmed Vehbi, a.g.e, c. XII, s. 4804; Taberi, A.g.e, c.VII, s.136]
Tevrat metinlerinde onun bedeninin sıhhat bulduğu tevazzuh etmesine rağmen neyle, nasıl şifaya kavuştuğu bildirilmemektedir: "Eyüp, dostları için dua ettikten sonra, RAB onu eski durumuna kavuşturup ona önceki varlığının iki katını verdi."[99 Kitab-ı mukaddes; Eyub kitabı; Bab 42/10]
Buna mukabil Tevrat, Hz. Eyyub'un sağlığına kavuştuktan sonraki edindiği mal varlığını ve doğan çocuklarını ayrıntılı olarak anlatmaktadır. "RAB, Eyüp'ün sonunu başından bereketli kıldı. On dört bin koyuna, altı bin deveye, bin çift öküze, bin eşeğe sahip oldu. Yedi oğlu, üç kızı oldu. İlk kızının adını Yemima, ikincisinin Kesia, üçüncüsünün Keren-Happuk koydu. Ülkenin hiçbir yerinde Eyüp'ün kızları kadar güzel kızlar yoktu. Babaları, kardeşlerinin yanı sıra onlara da miras verdi. Bundan sonra Eyüp yüz kırk yıl daha yaşadı, oğullarını, dört göbek torunlarını gördü. Kocayıp hayata doyarak öldü."[Kitab-ı mukaddes; Eyub kitabı; Bab 42/12-17]
Bu hususta Kur'an ile Tevrat arasında müşterek bir beyan göze çarpmaktadır: Kur'an, Hz. Eyyub hakkında, sağlığına kavuştuktan sonra edindiği servet için; "وَوَهَبْنَا لَهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَى لِأُوْلِي الْأَلْبَابِ "
"Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik."[Sd, 43] ifadesinde bulunurken; Tevrat da tam bir ahenk ile Eyyub'un(a.s) kaybettiği servetinin bir misli daha fazla servet edindiğini deklare etmektedir.Bu, ortak önemli bir örnek olarak görülür. Oysa Tevrat veya İncil'lerde, Kur'an perspektifi dışındaki İsrailiyat rivayetleri ile yapılan mufassallaştırmalarda; Kur'an kıssalarının mesajlarındaki, tevhid ve hidayete yönelik muhtevasının sislendiği ya da tamamen örtüldüğü calibi dikkattir. Kıssaların muhtevası mitolojik/efsanevî bir yapıya döndürülmekte, hayat ile bağı koparılmaktadır ki bu, tamamen yanlıştır. Eyyub kıssası da aynı akibete uğramış ve Eyyub(a.s) mitolojik/efsanevî bir kişiliğe büründürülmüştür.
Kitaplar, Hz. Eyyub'un sağlığına kavuştuktan sonra Allah'ın ona bahşettiği nimetleri, değişik zaviyeden yorumlamışlardır:
a)-Hz. Eyyub'un musibet esnasında ölen çocuklarının yeniden diriltilmesidir.
"Hak Teâlâ'nın 'Ve onlarla beraber olan bir mislini (verdik)" ifadesinin manası, "Allah Teâlâ, Eyyûb (a.s)'ı yeniden sıhhat ve mal vermek suretiyle dünya nimetlerinden faydalandırdı. Ona güç-kuvvet verdi. Böylece nesli çoğaldı. Derken, ehl-ü Iyâli, evvelki halinden kat kat fazla sayıda oldu" şeklindedir. Hasan el-Basri (r.h), ayette bahsedilen "ona ehlinin bağışlanması..." ile kastedilen mananın, onların Allah Teâlâ'nın, ölmelerinden sonra yeniden diriltmesi olduğunu söylemiştir."[Er-Râzi, a.g.e, c.XIX, s.91-92]
b)-Hem ölen çocuklarının diriltildiği ve hem de onlar kadar bahşedildiğidir.
Hasan ve Katâde'nin söylediğine göre, Allah Teâlâ bizzat onları diriltmiş ve onların bir mislini de onlarla birlikte arttırmıştır."[İbn Kesir, a.g.e, c.IV, s.2141]
Abdullah b. Mes'ud dedi ki: Hz. Eyyûb'un hanımı dışında aile halkı ve­fat etmişti. Yüce Allah onları göz açıp kırpacak kadar bir süreden daha kı­sa bir süre zarfında diriltti ve ona onlarla birlikte bir o kadarını daha verdi. Onun yedisi erkek, yedisi kız olmak üzere bütün çocukları vefat etmişti. Ona şifa verildikten sonra hepsi de diriltildiler. Hanımı yedi erkek, yedi kız çocuk da­ha doğurdu.
İbn Abbas'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Çocukları vefat etmiş­ti. Diriltildiler ve onlarla birlikte bir o kadar daha çocukları oldu. Katade, Ka'b ül-Ahbar, el-Kelbî ve başkaları da böyle demiştir.
es-Sa'lebî dedi ki: Ayetin zahirine daha yakın görülen bu görüş­tür." [Kurtubi, a.g.e, c.XI, s. 547]

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...