YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 657. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

İSLAM’DA İTAAT, TESLİMİYET VE TEVEKKÜL
(II)

 A-İTAAT (II)

İSLAM’DA İTAATİN ÖLÇÜSÜ                                                                                                                                                                    

İslam, her türlü ifrat ve tefrit (aşırılık-gerilik) ten uzak; itikattan ibadete, insani ilişkilerden hayvanat ve çevreye karşı yapılacak muamelata, giyimden yeme-içmeye varıncaya kadar her şeyde itidali(dengeyi) öngören yegane dindir. Nitekim  “İşlerin en hayırlısı orta olanıdır” buyrulmuştur.
Bizler “mu’tedil’ bir ümmet olarak yaratılmışızdır.(Bakara, 143)
Mutedil Toplumun Özellikleri şunlardır
a)-  Hak yolu göstermek ve adaletle hükmetmektir 
“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.” (A’raf, 181)                                                            
b)- İyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışmaktır 
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fâsık kimselerdir.” (Âl-i Imrân, 110)
İşte bu yüzden;
- Yahudi ve Hıristiyanlar, Allah’a yakışmayacak vasıflandırmalar yaparak aşırı gitmişlerdir:
 “Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah onları kahretsin. Nasıl da haktan yamuluyorlar!” (Tevbe, 30)

-Hatta Hıristiyan ve Yahudilerin Allah’a oğul edindi demeleri yetmediği gibi daha ileri giderek peygamberlerini ve hahamlarını ilah edinmişlerdir“(Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (Hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa onlar da ancak bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden münezzehtir.” (Tevbe, 31)
-Hıristiyan ve Yahudilerin aşırılıklar şu ameli örnekte de çok açıktır:
* “Hıristiyanlar kadınların hayız görmesine hiç önem vermezler, hayızlı kadınlarla ailevî ilişki konusunda da bir sakınca görmezlerdi. Bu tefrittir.
*Yahudiler ise hayızlı kadınla ailevî ilişki şöyle dursun, aynı odada oturmazlar, beraber yiyip içmezlerdi. Bu da ifrattır. Araplar, Cahiliyette Yahudilerin ifratına tabi olmuşlardır. ( Tecrid-i Sarih, I, 219)

İslam ise onların aşırılıklarından uzaklaştırarak bu durumda olan kadınlardan bu hallerinde iken sadece ailevî ilişki kurmayı yasaklayarak (Bakara, 222) orta yolu tavsiye edip Ümmet-i Muhammedin mutedil bir toplum olmasını sağlamıştır.
Vel-hasıl
İtidal, İslam’ın tabiatında vardır. İtaat meselesi de böyledir. Kur’an-ı Kerim’de  itaatta ölçülü olmanın sınırları ve gerekçeleri şöyle belirtilir: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan ulü’l-emre de.”  (Nisa,59). 
Görüldüğü gibi bu âyette itaat emri, Allah ve Resülü hakkında tekrar edildiği halde, “ulü’l-emr” açısından yenilenmemiştir. Çünkü “ulü’l-emre” itaat,  Allah ve resulüne itaat şartına bağlanmış olup onların dünunda (altında ve aşağısında) dır.
Bu açıdan İslam’da itaat, mutlak ve mukayyet olmak üzere ikiye ayrılır.  

1)-Mutlak itaat

Allah ve Resulünedir. Herhangi bir konuda Allah ve Resulü bir şey söylemişse, bizim neden böyle niçin böyle? deme hakkımız yoktur. O itibarla ayette şöyle gelmiştir: Allâh ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. (Ahzap,36)

Allah ve Resulüne itaatten maksat da,  Kur’an ve sünnet tarafından belirlenen esaslara ve ilkelere itaattir.

2)-Mukayyet (Sınırlı) İtaat
Allah ve Resulünün dışındakilere itaat ki 1. şıkka bağlıdır.  Bunun ölçüsü hadislerle belirlenmiştir, şöyle ki:
*“Allah’a isyan hususunda emrolununca itaat yoktur.” (Buharî “Ahkâm” 4; Müslim “İmare” 39).
*“Allah’a isyan konusunda itaat yoktur; itaat marufta olur”.
*“Yaratıcıya isyan olunca, yaratıklara itaat olmaz.”
(Buharî “Ahkâm” 4; Ebu Davud “Cihad” 95)
İşbuna göre: İster devlet erkanı, ister din âlimi, ister tarikat şeyhi, ister cemaat lideri, ister anne, baba,  isterse koca, kim olursa olsun, Allah ve resulünün emir ve nehilerine aykırı olarak itaat edilmez. Zira bunlara itaat sadece Allah ve Resulünün emirlerine aykırı olmadığı ölçüde meşrudur.
Meselenin Tahlili
Yüce Allah insanı, sorumlu bir varlık olarak yaratmıştır. Ona akıl ve irade vermiştir. Aklını doğru bir şekilde kullanan ve hür bir iradeye sahip olan Müslüman, itikat olarak Peygamberlerden başka “masum” (günahsız, tartışılmaz, her hali-gali doğru) bir otorite ve rehber kabul edemez. Herkes hata eder ve günah işler. Çünkü hata-kusur insanın hassasındandır. Binaen aleyh hiçbir kimse veya müessese kendisini dinin mutlak temsilcisi olarak görüp dini bir “Tekelistan” oluşturarak insanları kayıtsız şartsız itaat ve bağlılık altına alamaz. Zira İslam’da mutlak itaat ve bağlılık, çerçevesi Kur’an ve sünnet tarafından belirlenen ilkeler için geçerli olduğundan İslam’a göre hiçbir kişinin kendisini yanılmaz bir otorite ve rehber olarak kabul etmesinin veya bağlıları tarafından böyle görülmesinin bir meşruiyeti asla ve kat’a yoktur. Bunun aksini iddia etmek, Allah’ın kitabına ve peygamberin sünnetine tamamen aykırıdır. Bu çerçevede bir kişinin özel, seçilmiş ve yanılmaz olduğu, beyan ve talimatlarının kutsiyet arz ettiği iddiası dinen kabul edilmediği gibi –inanç bakmından- telafisi imkansız çok tehlikeli sonuçlar bile tevlid eder.
İslam’ın nazarında hiçbir insan peygamber derecesine çıkamaz ve hiçbir kimsede insanüstü bir kuvvet de düşünülemez. Bundan dolayı Kur’an’da insan ‘kul’ vasfıyla anılır. Kulluk, kendisine kul olunan varlığa karşı beslenen en ileri sevgi derecesini ifade eder. Risâlet ve nübüvvet en üstün mertebe olmasına rağmen, bütün peygamberler, bahusus Peygamberimiz (a.s) Allah’a kulluk ile övünmüş ve övülmüştür.(İsra, 3; Sad,44) 
Şunu aslâ unutmamak gerekir ki hiçbir meşrû gayeye, gayr-i meşrû bir yoldan gidilemez. Bu yüzden, ulvî bir gayeye hizmet etmek iddiasıyla Allâh’ın yasaklarını mübah sayanlara aslâ itaat ve teslîmiyet gösterilemez. Zira bu bir itaat değil, tam tersine isyan olur.  Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Müslüman bir kimsenin hoşlandığı ve hoşlanmadığı her hususta (idarecisini) dinleyip ona itaat etmesi gerekir; ancak kendisine, Allâh’a isyânı gerektiren bir şey emredilmesi hâriç. Eğer kendisine, Allâh’a isyanı gerektiren bir emir verilirse, bunu dinleme ve buna itaat etme (hakkı) yoktur.” (Müslim, İmâre, 38)
Bir mü’min, her hususta Kur’ân ve Sünnet’i yegâne hakîkat ölçüsü bilmelidir. Tâbî olduğu kimselerden gelen emir, tâlimat ve telkinleri de bu hakîkat ışığında değerlendirmelidir. Ne olursa olsun dâimâ hakka uymalı, bâtıldan ictinâb etmelidir. Bilmelidir ki bâtıla itaat, hakka isyandır. Kur’ân ve Sünnet’e muhâlif bir emre itaat; -o emri veren kim olursa olsun- İslâm’a muhâlif bir davranıştır. Esas olan kişiler değil, İslâm’ın hudutlarıdır.

Bunun içindir ki
Peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı olan Hazret-i Ebû Bekir halîfe seçilince (hutbeye çıkarak) şöyle demiştir: “Ey insanlar! En üstününüz olmadığım hâlde sizin başınıza halîfe seçilmiş bulunuyorum. Şayet vazifemi hakkıyla yaparsam bana yardım ediniz! Yanlış hareket edersem beni îkâz ediniz!..Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat ettiğim müddetçe bana itaat ediniz! Allâh’a ve Rasûlü’nün emirlerine riâyette kusur edersem bana itaat etmeniz uygun olamaz…”[İbn-i Sa‘d, III, 182-183; Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, s. 69, 71-72; İslâm Peygamberi, II, 1181]
Aynı hassâsiyetin bir benzerini de Hazret-i Ömer –radıyallâhu anh-’ta görmekteyiz. Hz. Huzeyfe r.a şöyle anlatır: “Bir gün Hazret-i Ömer’in yanına gitmiştim. Evinde bir kütüğün üzerine oturmuş sıkıntılı bir şekilde kendi kendine söyleniyordu. Yaklaştım:
–Sizi üzen şey nedir ey Mü’minlerin Emîri?” dedim. Yanlış bir iş yapmaktan korktuğunu ifade etti. 

“–Bu mu sizi üzen şey, vallahi yanlış bir iş yaptığınızda biz sizi düzeltiriz.” dedim.
–Kendisinden başka ilâh olmayan Allah hakkı için, benden yanlış bir hareket zuhûr ettiğinde hakîkaten beni düzeltir misiniz?” diye sordu.
–Kendisinden başka ilâh olmayan Allah hakkı için, senden yanlış bir hareket gördüğümüzde mutlakâ düzeltiriz.” cevâbını verdim. Buna çok sevindi ve:
–Allâh’a hamd olsun ki sizin içinizde, Muhammed –s a s-’in ashâbından, yanlışımı gördüğünde beni düzeltecek kimseler vâr.” dedi. (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VIII, 154)
Yine Hazret-i Ömer (ra) aynı hassâsiyetle şöyle demiştir:“En çok sevdiğim kimse, bana ayıp ve kusurlarımı haber veren kimsedir.”
Demek ki, peygamberler dışında hiç kimse, hangi makam ve mevkide olursa olsun, hatadan-kusurdan arî değildir. Dolayısıyla Allâh’ın emrine uymayan bir hususta hiç kimseye itaat ve teslîmiyet yoktur.
Netice olarak
Ehl-i sünnet itikadına göre,  Peygamberlerin dışındaki kimselerin kimliği ve nesebi ne olursa olsun, masumiyetleri söz konusu olmayıp, hata yapmaları her zaman mümkündür. Günahsız bir insan düşünmek günahların en büyüğüdür. Zira hata ve kusur ef’ali tabayi’ ve sıfat(fıtrat) tandır. Aksini iddia etmek ise günahı kebairden olur.

İşbuna göre amire itaat meselesi nedir?
Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...