YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 645. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

ALLAH C.C.
(I)

“Allah” İsmi Şerifi
Kâinatın yaratıcısı, koruyucusu olan ezeli ve ebedi tek halik, ibâdet edilmeye lâyık yegane mabud olan Zat-ı ecel-i A’laya ait en özel, en güzel ve en marife isimdir. Buna “Lafza-i Celal” dahi denilir. Bu isimle çağrılan bir başka varlık yoktur, olamaz da. “Allah” ismi şerifi, ifade ettiği ilâhî nazım ve manasıyla yalnız O'na aittir. Hiçbir kelime –hangi lisandan olursa olsun- bu ismin mana ve muhtevasını ifade etme gücüne asla sahip değildir. Binaen aleyh bu isim, Mevla-i Mütealden başkası için kullanılamaz. Nitekim ayette şöyle beyan buyrulmuştur:“(O) göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; Kullukta  sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri)olduğunu biliyor musun? (Hayır! Asla benzeri yoktur ki!)(Meryem,65).
“Allah” lafzının, ait olduğu yaratıcı bir olduğundan, ikil ve çoğul hali de yoktur. Çünkü ancak cinsleri olan varlıkların isimleri, çoğul yapılabilir. Cinsleri olmayan müsemmanın ismi çoğul yapılmaz. Mesela "şehirler" denilir ancak yine bir şehir olan fakat bir ikincisi bulunmayan İstanbul için "İstanbullar" diye söylenmez. Şu kadar var ki muhtelif lisanlarda Allah'u Teâlâ'nın ayrı ayrı isimleri olabilir. Türkçe'de Tanrı, Farsça'da Hudâ, İngilizce'de God, Fransızca'da Dieu gibi. Ne var ki bu isimler "Allah' ismi şerifi gibi özel isim değildir. Dolayısıyla bunların hiç birisi “ALLAH” ismi şerifinin yerine kaim olmaz.
İlâh, rab, ma'bud gibi sıfatlar cins isimdirler. O sebeple Arapça'da ilâhın çoğuluna "âlihe", rabbın çoğuluna "erbâb" denildiği gibi Farsça'da Hudâ'nın çoğulu da "hudâyân" ve lisanımızda da "tanrılar", rablar, ilâhlar, ma'budlar diye çoğul söylenilir. Çünkü bu isimler, Allah'ın dışında gerçek olmayan ve nice ma'bud kabul edilen şeyler için de kullanıla gelmiştir. Eski Türklerde gök tanrısı, yer tanrısı; Yunanlılar'da güzellik tanrıçası, bereket tanrısı, vs olduğu gibi. Halbuki "Allahlar" denilmemiş ve denilemez. Manasındaki birlik ve özel isim olması nedeniyle “Allah” kelimesi, ne tanrı kelimesiyle ne de bir başka kelimeyle tercüme edilemez. Binaen aleyh “Allah” ismi şerifi Cenabı Hakk’ın Zatının özel adı olup yalnız ve yalnız O’na mahsustur. O itibarla Cenabı Hakkın zatı gibi ona mahsus ismi dahi tek ve tekildir.

Allah’ın Varlığı Akıl ile Bilinir 
Buna birçok ayet delîl olarak gösterilebilir. Bunlardan en dikkat çekici olanı, Hz. İbrahim'in daha çocukluk dönemlerinde iken parlaklıklarına bakarak yıldızı, ayı, güneşi Rab olarak kabul etmesi ancak daha sonra bütün bunların batmaları, ile zamanla yok olan şeylerin Rabb olmayacaklarını idrâk etmesi ve neticede gerçeği görerek "...ben, yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan varedene çevirdim ve artık ben Ona ortak koşanlardan değilim. " (En'âm,79) ayetidir. . Akıl sahibi olan her insanın, Allah'ın varlığına inanması gerekir. Allah'ın varlığına inanmak, insan fıtratının icabıdır. Allah'ın varoluşu vaciptir, zarûrîdir.
 Maturîdiye göre
Her insan evrendeki bu muazzam varlıklara bakarak bunların büyük bir yaratıcısı olduğuna aklen hükmedebilir. Maturidiler:"Akıl ve nazar 'marifetullah'da kâfidir." derler. "Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah'ın varlığında şüphe mi vardır? " (İbrahim,10) ayetini delil gösterirler. Netice olarak, semavât ve arzın yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde ve kâinatta meydana gelen insan gücünün dışındaki binlerce tabiat hadisesinin belli bir düzen içerisinde cereyan etmesinde her akıllının kabul edebileceği gibi, Allah'ın varlığını ispat eden delîller vardır. (Bakara,164)

Allah’ı Tanımak
Allah’ü azimüş-Şan, bütün kemâl sıfatlarla muttasıf (donanımlı) ve her türlü noksan sıfatlardan münezzeh (uzak) olan gerçek ma'buddur. Onun zatının künhünü anlayamaz ve hakkında asla düşünemeyiz. Zira akıl bu kapasitede yaratılmamıştır. Nitekim bir ayette: “Gözler O'nu idrâk edemez; fakat O, gözleri idrâk eder. Çünki O, Latîf (bütün incelikleri bilen ve nüfûz eden)dir, Habîr (herşeyden haberdâr olan)dır.(En’am,103)
Bir Hadisi Şerifte de: “Allah’ın zatı hakkında düşünmeyin sıfatları hakkında düşünün. Allahu Teâlâ’nın mahlûkatını / sun’unu düşünün. Allah Teâlâ’yı (zâtını) düşünmeyin!” Diye gelmiştir.

Ziya Paşa şöyle demiştir:
“İdrak-i maali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez”
Böylesine devasa bir yükü, küçücük akıl terazisi çekemez. Çünkü her âlemin bir bineği vardır. İnsan nasıl ki karada ayrı, denizde, havada ayrı taşıtla yol alabiliyorsa mülk ve melekut âleminin sırlarını çözebilen akılla, ceberut ve lahut aleminin sırları çözülmez. Bu iş, hassas bir altın terazisinde yüz tonluk kamyonu tartmaya benzer ki terazinin şakülü kayar ve bir daha da düzeni tutmaz.

Binaen aleyh Allah’ı tanımak zatıyla değil ancak ve ancak sıfatları itibariyle mümkündür. Yani sıfatlarının bu dünyadaki tecelliyat ve yansımalarını müşahede edip düşünmek gerekir.

Allah, Sıfatları ile Anlaşılır
Allah; kendi iradesiyle evreni yoktan var eden, ona belli bir düzen veren, gökleri, yerleri ve bunlarda mevcut, en küçüğünden en büyüğüne kadar, canlıları yaratan, onlara hayat ve rızık veren, öldüren-dirilten, dilediğini dilediği şekilde idare ve tasarrufu altında bulunduran, varlığı bir başka sebepten değil, kendinden olan, her şeyi bilen, gören, işiten, yarattıklarında en ufak bir çarpıklık ve dengesizlik bulunmayan, her şeye gücü yeten, bütün mülkün gerçek sahibi, emir ve hüküm koymaya tek yetkili; övülmeye, itaat edilmeye, şükredilmeye gerçek lâyık, bir benzeri daha bulunmayan, bütün varlıkların, güneşin, ayın, gök ve yer cisimlerinin itirazsız itaat ettiği, boyun eğdiği, ismini ululadığı, ibadet edilmeye lâyık hak mabud.

Hz. Allah’ın Ma’budun Bil-Hak (ibadete layık) Olması
Allah, mabud olduğu için Allah değil, Allah olduğu için mabudtur. Onun ibadete lâyık oluşu, bir başka sebepten değil; kendi 'zat'ının ulviyet ve kutsiyetindendir. İnsanlar zaman zaman putlara, ateşe, güneşe, yıldızlara, millî kahramanlara veya hakkında korku ve ümit besledikleri herhangi bir şeye tapmışlar; bu hâlleriyle de onları ilâh ve mabud edinmişler, bilâhare bunlardan cayarak, onları tanımaz ve onlara tapınmaz olmuşlardır.
Hülâsa Allah'ın dışındakiler ancak insanların mabudlaştırmalarıyla mabud(!) telâkki edildikleri hâlde Allah, bütün beşer ona inansa da inanmasa da; ibadet etse de etmese de, o, zatıyla Allah olduğu için ibadete lâyıktır. Beşerin inkârı, O zatı ecelli alanın “Allah” olmasına hiçbir

 

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...