YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 635. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

İSLAMDA YÖNETİM VE ADALET ANLAYIŞI
(VIII)

C-2. c. İslâmî Devletin Özellikleri

Devlet, Müslüman teb’asıyla birlikte Allah'ın yeryüzündeki “Halife-i hâkimesi” yani Allah'ın hükümlerinin uygulayıcısıdır. Bu güç, Allah'a karşı mutlak kulluğu gerçekleştirmek ve İslâm ahkâmını uygulamak için kullanılacaktır. İslâm'ın devlet yapısı ve buna ait koyduğu hükümler, hiçbir değişiklik göstermeksizin her zaman ve yerde uygulanabilecek özelliktedir. Bu özellikler, yüce İslam dininin ilâhî, son mükemmel ve evrensel bir din olmasından ileri gelmektedir.
 İslâm devletinin belli başlı özellikleri

c.a)- Cihan şümul olması

İslami hükümler, belirli bir bölge veya belirli bir çağ veya insan topluluğu için değil, evrenseldir. Daha ilk tatbikatında çeyrek asır bile sürmeyen bir zaman diliminde, kutlu bir millet ve asrısaadet ortaya koyan İslam devletinin yaptıkları, yapacaklarının her zaman garantisidir.

c.b) Orijinal olması

İslam devleti ne eklektik ne de eklentiktir. Hiçbir ahvalde bir başka devlet ve millet anlayışı ile terkibi kabili telif değildir. İslâm devleti kendi nev’i şahsına münhasır olması cihetiyle kendisinden önceki ve sonraki bütün devlet düzenlerinden ayrılır. Zira İslami devlet anlayışı vahye; diğer devletler ise tamamen beşeri akla müsteniddirler. Binaen aleyh arada o nisbette fark vardır.

c.c)- Dünyevî-ruhânî düalizme (ikiliğe)yer vermez

İslâmî devlet, İslâm'ın bir parçasıdır. İslâm ise bir bütündür, Onda hayatın her cephesi, birbirinden ayrılmayacak şekilde girift yani içiçedir. Tefrik ve ayrışmayı kabul etmez. İncil'de Hz. İsa'ya; "Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya ver" sözü atfedilmiştir. Bunu temel alan Hristiyan Batı dünyasında din ile devlet işleri birbirinden ayrılmıştır. İbnTeymiye bunu şöyle ifade etmektedir: “İslâm'da böyle bir ayrılık söz konusu olmadığından dünya işleri ayrı bir alan teşkil etmez. Hayatın dünyevi ve uhrevi tarafı bir bütün olup, ikisi de vahiy esaslarına istinat eder. Çünkü devlet otoritesi dinden ayrılıp tek başına ya da din, devlet otoritesinden mahrum kalacak olursa, insanların fıtratları bozulur, çifte standartlı olurlar dolayısıyla fert ve toplum hayatında nizam-intizam diye bir şey kalmaz. (İbnTeymiyye, Mecmuu'l-Fetâvâ, XXVIII, 394) Nitekim ayette bu husus beyan edilmektedir:“Bizimle karşılaşmayı ummayan ve dünya hayatıyla (yetinerek) hoşnut olup ona bağlananların ve ayetlerimizden habersiz bulunanların, işte onların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir."(Yunus, 7-8).

c.d)- İslâm devleti, ırkî, coğrafî ve etnik bir temele dayanmaz

İslâm'daki ana omurga ümmettir. Müslümanlar tek ümmettir; vatan, renk, dil ve etnik orijinleri ne olursa olsun, hepsi birbirinin din kardeşidir. Hatta hepsi bir vücuda benzer ki birisinin en ufak bir dert ve şikayetinden diğerleri de muzdarip olur. O yüzden Ülke kavramı İslâm'da bütün İslâm topraklarına şâmil olup tek devlet, tek millet ve tek ümmet şuuru esastır.

c.e) Nizami Sisteme önem vermesi

İslam barış, huzur ve emniyet dini olduğu için her şeyde nizamatı öngörür. Düzen ve ahengin zıddı olan fitne ve fesadın kökünden kazınmasını esas alır. Nitekim şu ayet bunun en büyük delilidir:” Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.”(Enfal, 39)

 C-2.d. İslam’da Devletin İşlevleri

d.a)Teşri’

 Teşri', yani yasamadır. İslam’da “Teşri”yetkisi yalnız Allah'a ait olup Resulüllahın vazifesi ise hükümleri tebliğ ve açıklamaktan ibarettir. Binaen aleyh devletin teşri' organı, sadece bu hükümlerin uygulanması ile ilgili kanunlar yapar ve düzenler. Kur’an ve Sünnette hakkında hüküm bulunmayan hususlarda ictihad edilir.. Hükümlerin uygulanması sırasında teşri organının kaynakları Kur'ân, Sünnet, Hulefa-i Râşidin'in tatbikatı ve mezheplerin farklı görüşleridir.(Muhammed Faruk, en-Nebhan, İslâm Anayasa ve İdare Hukukunun Genel Esasları, Terc. Prof. Dr. Servet Armağan, İstanbul 1980, 351).

d.b)İcra

Yürütmenin başı halifedir. Hükümet, Kur'ân'a dayanır. Şûrâ ilkesine göre hareket eder. Hükümet, İslâmi hükümlerin tatbikinden sorumludur. Bu hususta: Memurların tayin ve azli ile murakabesi, askerlik ve komutanlıklar, cezaların infazı, Namaz, Zekat ve Hac gibi ibadetlerin edası, sınırların korunması, ekonomik şartların müsbet yönde iyileştirilmesi vb tedbirleri icra alır.

d.c)Yargı

Adaletin dağıtılması, hak sahiplerine haklarının verilmesi ve suçların ortaya çıkmasından sonra, suçlunun usûlüne uygun bir şekilde tespiti ve cezalandırılması için, kaza (yargı) organı şarttır. Halifenin atayacağı hâkimler bağımsız olarak, meydana gelen müşkilat (proplemleri) ve ihtilafatı (anlaşmazlıkları) İslâm hukukuna göre halletmek zorundadırlar.

d.d)Maliye

Hz. Peygamber s.a.v  İslam devletinin başı olması hasebiyle hâkim ve idareci tayin ettiği gibi; bulundukları bölgede zekâtı toplamak, bunları Kur'ân'da  (tevbe, 32) zikredilen yerlere harcamak, artanı da Beytü'l-Mâl' yani merkezi devlet hazinesine göndermesi talimatını vermiştir.
İslam Hukukunda Zekattan başka: Ganimet, Öşür, gümrük vergisi ve Cizye-Harac gibi devletin, “Tekalif-i Şeriye” veya “Rusum-ı Şeriye” adı altında vergi gelirleri vardır.
Şûrâ, İslâm'a uygun olarak gerektiğinde ek vergi kararları alır. Halife de bunu yürürlüğe koyar. Ancak buna, Şer’i şerifin emri olan vergiler sınıfına girmediği için “Tekalif-i Örfiye” adı verilir. Savaş harcamaları, arazi-i miriyede otlayan hayvanlardan alınan vergiler gibi. (Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri, I, 153-165; Hikmet ADEM, age, 1-8)

d. e)-Denetim

Yöneticileri kontrol etmek, onlara doğru yolu göstermek İslam Ümmetinin görevidir. Bu görev şûrâ meclisi üyeleri ve İslam uleması vasıtası ile sürekli olarak yerine getirilir. Kontrol mekanizmasını işlemesi itimada mani bir durum değildir. Çünkü İslam’ın bütün hususlardaki prensipleri evrensel olduğu gibi bu konuda da istenilmeyen olaylar henüz meydana gelmeden önlemek için her türlü tedbirin alınmasını öngörür.

d.f)-Maarif ve Kültür

İslâm'ın yabancı ülkelere tebliğ edilmesi de halifenin görevleri arasındadır. Öncelikle kendi vatandaşlarının eğitim ve öğretimine ait kararların alınması ve yürütülmesi de devletin sorumluluğundadır. İslamın hatta insanlık tarihindeki bütün İlahi dinlerin en baştaki olmazsa olmazlarından ilki hiç şüphe yok ki Tevhit esasıdır. Binaen aleyh İslam dini maarif ve kültürde dahi bunu en öncelikli madde olarak ele alır.
Buna göre eğitim ve kültürel faaliyetler;
-Tevhide aykırı olamaz,
-Dini ve milli değerlerimize ters bir durum teşkil edemez. Çünkü her millet maddi ve manevi unsurları ile beraber ancak medeniyet kurar.
-Ateist bir anlayışa hizmet eden eğitim-öğretim sistemi uygulanmaz. Nitekim Mevla-i Zül-Celal: “Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız, gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz.” (Ali Imran, 149) buyuruyor.
-Sömürge devletlerin uygulamak zorunda kaldıkları tamamen ecnebi dil ve kültür istilasına maruz kalamaz,
-Ahlaki değerlerden uzak yozlaştırıcı bir müfredat uygulanmaz,
Velhasıl: Bilgileri kafada salt depo eden, uygulamaya dönüştürmeyen robot bir insanı değil, fert ve toplumun tekamülünü esas alan (Kur’an ve Sünnetin ifadesiyle) “Hikmet’e” yönelik bir maarif ve kültür sistemi esas olmalıdır. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, I, 915)

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...