YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 634. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

İSLAMDA YÖNETİM VE ADALET ANLAYIŞI
(VII)

B-3. Toprak (Vatan)

İslam idaresinin 3. ayağı olan ve üzerinde devlet kurulan toprak parçasına “vatan” denilir. Zira Müslümanların canı-kanı pahasına bin bir zahmetle elde ettikleri ve İslam’ın kurum ve kurallarıyla yaşandığı bir yer, alel-ade toprak parçası olmaktan çıkar “Vatan” olur. Midhat Cemal KUNTAY’ın meşhur;
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.
Dizeleri mutlaka bunu ifade etmelidir.
Bir ayette şöyle emir edilmektedir: “Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehy ederler. İşlerin sonu Allah'a varır.” (Hac,4 1)
O itibarla İslâm hukukçuları İslâm devletinin hüküm ferma olduğu coğrafyaya "dâru'l-İslâm" adını vermişlerdir. Bu isim, modern hukuk kitaplarındaki devlet teriminin taşıdığı anlamdan daha şümullüdür. (A. Kerim Zeydan, İslâm Hukukunda Fert ve Devlet, Çev. Cemal Arzu, İstanbul 1969, 23).

İslâmî vatan kavramı evrenseldir

İslâmî hükümlerin uygulandığı her yer İslam Ülkesidir. Bir ülke, coğrafi bakımdan İslâm ülkesine yakın olmakla yahut halkı arasında İslâm'ı yaşayanlar vardır diye dâru'l-İslâm olamaz. Nitekim Tâif şehri çok yakın olmakla birlikte Mekke'nin fethiyle İslâm ülkesi olmamıştır. Yine yüzyıllarca İslâm egemenliğinde kalmış, Şerîat uygulanmış ülkelerde toplumsal ve tarihi şartlarla bu hükümler ortadan kalkmışsa, artık o ülke İslâm ülkesi sayılmaz. Yani bir ülkenin İslâm ülkesi olup olmadığının ölçüsü orada hüküm ferma (egemen) olan hükümlerdir. Nitekim İmameyn (Ebu Yusuf ve İmam Muhammed)’e göre: “ Şirk ve küfür hükümlerinin uygulamaya geçirilmesi” ile İslâm Ülkesi küfür ülkesine dönüşür. (el-Haskefi, ed-Durru'l-Muhtar ve İbn-i Âbidin, Reddü'l-Muhtar, ale'd-Dürri'l-Muhtar, el-Meymeniyye bask. III, 260 )

 

C-YÖNETİMİ İFADE EDEN BAZI KAVRAMLAR

C-1. SİYASET

Terbiye ve idare etmek manalarına gelen siyaset kelimesi Arapçadır. İbn-i Abidin siyaseti: "Halkı, dünya ve ahirette kurtulacakları bir şekilde idare etmekle, onların manfaatlerine çalışmaktır ki bütün İslâmî hükümler başta "iman" sonra "siyaset" mihverinde döner” şeklinde tarif etmiştir. Çünkü kendi hevâ-i heveslerine göre ahkam icad edenlerin yönetimi, ekseri ahvalde zalimane bir idare; kamunun hukukuna ters siyasettir ki, şeriat bunu haram kılmıştır" diyen İbn Abidin, meselenin ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Dolayısıyle tâgûtî güçlerin tesiri altındaki her türlü siyaset, siyaset-i zâlime (zalimce bir uygulama) hükmündedir. (O itibarla Hz. Âdem ile başlayan bütün Peygamberlerin “tevhid mücadelesi” siyaset üzerine kurulmuştur. Binaen aleyh inananlar, kendi istek ve arzularını bırakıp, İslâmî hükümlere kayıtsız-şartsız teslim olmaları gerekir ki işte bu kat'i teslimiyet, siyaset'tir. (İbn-i Abidin, İst.1983, Şamil yay. VIII, s.186.)

C-2. DEVLET

İslam’da devlet: Müminlerin, İslâm'ı bütünüyle yaşamak üzere teşkilatlanıp güç aldıkları (ete kemiğe bürünmüş) şer'î kişiliğin adıdır. Devlet amaç değil, araçtır. İslam devletinin nihai gayesi “İ'lâ-i Kelimetillah” yani Allah’ın ismi şerifinin teali ve tervicidir.
Devlet, yaratandan ötürü, yaratılana her türlü hizmeti öngörür. O itibarla Peygamberimiz, devlet erkânının halka hizmet ettiği kadar efendi olacağını bizzat kendi uygulamaları ile göstermiştir: Nitekim Efendimizin mecliste su dağıttığı sırada yabancı bir elçi gelir ve sorar:
-Bu toplumun efendisi kimdir? Allah Resulü cevap verir:
- Toplumun efendisi o topluma hizmet edendir.
Cevamiul-kelim (az ve öz konuşma özelliğinin sahibi) olan iki cihan güneşi, böylece hem soruya cevap vermiş hem de Devlet başkanı olması itibariyle hizmet-efendilik bileşkesini evrensel bir realite olarak bütün cihana ilan etmiştir. ( İbnu'l-Esir, en-Nihâye fi Garibi'l-Hadis, Beyrut, 1399, II, 140).

C-2.a.İslâm açısından devletin gerekliliği

Bu hususta:
-"Allah'a, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz." (Nisâ, 59). Ayeti, imametin hakikatine delâlet eder. Binaen aleyh insanların aralarında Allah'ın hükümlerini uygulayacak, Allah Resul’ünün getirmiş olduğu şeriat ahkâmına göre onları yönetecek adaletli bir yöneticinin emirlerine itaat etmenin gereği üzerinde bütün Sünni hatta Şii ulaması ittifak halindedir."(İbn Hazm, el-Fisal fi'l-Mileli ve'l-Ehvâi ve'n-Nihal, Beyrut 1395, IV, 87)."
-"Üç kişi yola çıkacak olursa, birisini başkan tayin etsinler." hadisi, çoğulun en azı olan üç kişilik bir cemaatte bile başkanın zorunluluğunu belirtmektedir.
İslâm hukukçuları ve kelâm âlimleri
Devlet başkanlığı (hilâfet) meselesi üzerinde etraflıca durmuşlardır. Hatta İbn Haldun, Mukaddimesinde devlet kavramını geniş olarak ele almış, toplumların yaşayışlarına ve devletlerin yükseliş ve düşüşlerine ait birtakım kurallar koyup kendisine göre bir sistem geliştirmeye çalışmıştır.
İslam alimlerinin çoğu, Allah için toplumu ayakta tutacak, halka yön verecek, suç işleyenleri cezalandıracak, zekâtları toplayacak, ülkeyi düşman istilasına karşı koruyacak bir devlet yapısının ve başında bir imamın bulunmasının zorunluluğu konusunda görüş birliğindedir. Çünkü İslam Ümmetinin menfaatlarının korunması, kul haklarının ifası, bazı Allah haklarının edası ancak bu şekilde mümkün olabilir.(Taftazanî, Şerhu'l-Akâid, İstanbul 1326, s. 181).
İmam Gazalî
İslâm'a göre teşkilâtlı bir devletin ve başında da bir başkanın bulunması gerektiğini savunurken: “Şeriat sahibi, dini emirlerde düzenin sağlanmasını katiyetle istemiştir. Bu ise ancak teşkilatlı bir devletin varlığıyla mümkün olabilir. Can ve mal güvenliği için de yine kendisine itaat edilen bir devlet başkanının bulunması şarttır. Buna, yöneticilerin ölümü dolayısıyla ortaya çıkan arbedeler delildir."Demektedir.( Gazali, el-İktisad fi'l-İtikâd, Beyrut,1388, 213-214)
İslam Devleti Allah'ın insanlara bildirdiği vahiy nizamının bir parçası olduğuna göre; bunun ilk Peygamberle birlikte ortaya çıkmış olduğunu, yine vahyin zorunlu bir gereği olarak, kabul etmemiz gerekmektedir.

C-2.b.İslam Devletinin Şekli

İslam’da devlet şekli ne monarşi ve oligarşi ne de aristokrasidir. Bunların hepsi bazı zaaf ve arızalarla maluldür. Bir takım batılı hukukçular her ne kadar İslâm devletinin teokratik bir düzen olduğunu söyleseler de öyle de değildir. Çünkü Teokrasi, ruhban devleti olup kilise egemenliğinin sultasını ifade eder. İslâm ise ruhbanlığa karşıdır. İslam’a göre ise hâkimiyet mutlak surette Allah’ındır. Bunu hiçbir kimse, klik ve hizip münhasıran kullanamaz.
İnsanlık tarihinin, en az hasar veren bir rejim olarak bulduğu Demokrasilerde ise “hâkimiyet bila kaydı-şart milletindir” denir ama ekseriyetle bunun adı var, tadı yoktur.  Hemen her zaman ve her yerde millet adına millet tepelenir.
Netice olarak: İslam’ın deklare ettiği devlet de İslam gibi ilahi olup beşeri sistemlerden tamamen azade ve kendi nev’i şahsına münhasırdır. ( H.KARAMAN,1993, Ana hatlarıyla….., I,179-181)

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...