YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 633. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

İSLAMDA YÖNETİM VE ADALET ANLAYIŞI
(VI)

B-2. d. İslam Toplumunu ayakta tutan İlkeler

İslamiyet, yeni bir toplum inşa etmiştir. İlkelerini ilahi kaynaktan alan İslam sayesinde Müslümanlar yüzyıllarca ayakta kalabilmiştir. Toplum, İslam ilkelerinden saptığında ise fesada uğramıştır. İslam toplumunun varlığı için bazı hayati olan ilkeler şunlardır:

d.1. Güven
Güven duygusu fert ve toplumun huzurlu yaşaması için başta gelen bir etkendir.  Zira ilişkilerin yürümesi, can, mal ve diğer değerlerin korunması hep güvene bağlıdır. Güven ortamının kaybolduğu bir toplumda haksızlık, zulüm, birbirini kandırma gibi negatif davranışlar yaygınlık kazanır, birlik-beraberlik ortadan kalkar. Sonuçta insan ruhunda ve toplumun yapısında onulmaz hasarlar meydana gelir. Onun içindir ki bütün dinler, akıl, can, mal ırz-namus inanç teminatını sağlamak için gelmişler ve bunu ihlal edenleri de cezalandırmışlardır.
İslam devleti güven üzerine tesis edilmiştir. O nedenle Müslüman idarecilerin esas görevi, toplumun emniyetini sağlamaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine Sözleşmesi ile hem şehirde yaşayan tüm inanç gruplarının güvenini kazanmış, hem de şehri güvenli hale getirmiştir. ( DİA, XXII, s. 328; XXIII, s. 21.)

Prototip bir İslam Devleti: Osmanlı
Güven, Osmanlı Devletinin temel özelliğidir. O yüzden Osmanlı Devleti topraklarındaki güven ortamı tarih boyunca dikkati calip olduğundan çok sayıda yabancı, Osmanlı topraklarına iltica etmiştir. İsveç kralı 12. Şarl, Osmanlı ülkesinde uzun süre mülteci olarak kalmıştır. 19. yüzyılda Rusya’nın baskısından kaçan binlerce Macar, Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır.

d.2. Kardeşlik

İslam kardeşliği İslam toplumlarını birleştirecek en kuvvetli bağdır. Müslümanların kardeş olduklarını hatırlamaları, birbirine arka çıkmaları, birbiriyle kenetlenmeleri bazı ayetlerde şöyle ifade buyurulmuştur:
*”Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saf, 4)
*”Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal, 46)
* “Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurat, 10) ayet-i kerimesi, ırkına, rengine ve kabilesine bakılmaksızın bütün Müslümanların kardeş olduğunu ilan eder. Bugün modern dünyanın toplum dayanışması olarak gördüğü ve aradığı oluşum, asırlarca önce Medine’de tesis edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından Ensar ile Muhacir’in kardeş ilan edilmesiyle ortaya çıkan kardeşlik hukuku, Müslüman millet ve devletini diğer toplumlardan ayırmıştır.

d.3. Yardımlaşma ve Dayanışma

İslam toplumu, yardımlaşma ve dayanışma sayesinde güç-kuvvet bulup yükselmiştir. Sahabe-i Kiram Kur’an’a uyarak, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) önderliğinde yardımlaşmanın ve dayanışmanın eşsiz-zirve örneklerini vermişlerdir. Hatta Peygamberimiz ’in, Hicretin 5. senesinde baş gösteren kıtlık nedeniyle, Mekkeli Müşriklere bile yardım etmesi İslam’da yardımlaşmanın insanî boyutunu göstermesi bakımından oldukça manidardır. (M. Asım KÖKSAL, İslam Tarihi, VI, 150)
İslam toplumunda muhtaç insanlara yardım edilmesi dini bir borçtur. Buna göre;
* Çalışma gücü olmayan, çalıştığı halde ihtiyaçlarını karşılayamayan fakir ve yetimlerin, muhtaç ve düşkünlerin temel ihtiyaçları devlet tarafından karşılanır.
*İyilik yapılırken kimse incitilmez. Ayet-i Kerimede: “Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.” (Bakara, 262] diye emir edilmiştir.
* Müslümanlar, günah ve düşmanlığa değil, iyilik ve takva üzerine yardımlaşma ve dayanışmaya davet edilir: “İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah, düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın cezası çetindir.” (Maide, 2)

d. 4. İyiliği Emretme, Kötülükten Sakındırma

İslam toplumunda iyilik ve kötülük hakkında ortak bir duygu ve düşüncenin meydana gelmesini sağlayan bu ilke, İslam’ın temel dinamiklerindendir. Bunun ihmali, insani değerlerin zayıflayıp insanın robotlaşmasına müncer(sebep) olur. O ise aziz kitabımız Kur’an, fitne ve fesadın önlenmesini istemektedir: “Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesna, zulmedenler, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler.”(Hüd, 116)
İslam tarihinde devlet, bu ilkenin hayata geçmesi için gayret etmiş, kendi sorumluluğunun bir gereği olarak toplumsal bazda emri bil-maruf ve nehyi anil-münkerin ete-kemiğe bürünmüş şekli olan “Hisbe” teşkilatını kurmuştur. Bu kurumun faaliyetleri sadedinde ezcümle: Dini gayrete sahip kimseler de va’z ve nasihatlerle iyiliğin neşvü-neması, kötülüğün de hak ile yeksan olması için çaba sarf etmişlerdir. Böylece dinî ve ahlâki hayatın gelişmesine ve kamu düzeninin sağlanmasına katkıda bulunarak İslami ve insani borçlarını ödemeye çalışmışlardır.

İslam Tarihinde Hisbe Teşkilatı

Al-i İmran suresinde yer alan:
*“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülüğü men eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 104)
*Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.(Âl-i İmrân,114)
Ayetleri “Hisbe” teşkilatının vücut bulmasını sağlamıştır. Asr-ı Saadet’ten itibaren tüm İslam ülkelerinde Hisbe teşkilatının kurulduğu açıkça belirtilmektedir. Hisbenin kapsamı çok geniş olmakla beraber temel görevi fert, toplum, devlet hakları ile kamu ahlâk ve düzeninin korunmasıdır. Hisbe faaliyeti Müslümanlar için farz-ı kifaye sayılmıştır. (DİA, XVIII, 133)

d. 5. Hakkı Gözetme

Hak kelimesi “korunması, gözetilmesi, sahibine ödenmesi gereken maddî veya manevi menfaatler; görev ve borç” gibi anlamlarda kullanılmıştır. (DİA, XV, s.137)
Kur’an-ı Kerim’de hak-hakkaniyet ölçüleri öylesine vurgulanmıştır ki halka dürüst davranan yöneticilerle; birbirlerine karşı hakkı gözetenlere kurtuluş müjdelenmiştir.
İslam’da hiçbir sebep, bir hakkın ihlalini mazur gösteremez. O nedenle Peygamberler vahyin emrettiği şekilde hakkaniyeti temin ederken hep toplumun menfaatini önde tutmuşlar, haktan saparak toplumlarına zulmeden Nemrut ve Firavun gibi zalimlerle mücadele etmişlerdir.
Veda Hutbesinde ferdin ailesi, yakınları ve içinde yaşadığı toplumla olan ilişkileri ele alınmış, karşılıklı haklarının neler olduğu belirlenmiştir. Bu esaslar, İslam hukuk sisteminde kadılık, emniyet teşkilatı, hisbe ve mezalim gibi kurumlar meydana getirmiştir.
İslam devletinin en belirgin vasfı olan hak-hakkaniyet kavramı uygulamalarda da kendini göstermiş, herkes hakkını arama özgürlüğüne sahip olmuştur. ( MEB, age. 50-51)

d.6.Hoşgörü

İslam, her yerde olduğu gibi burada da orta yolu tutarak hiyerarşi ve disiplinle beraber halka hoşgörülü olmanın altın kurallarını vermiştir. Müslümanların birbirlerine karşı kardeşlikle kenetlenip merhametli ve mütevazi olmalarını isterken gayri Müslimlere kendi yönetimine ram olmasına karşılık “illa Müslüman olacaksın dememiş, onlara müsamaha göstererek tam manasıyla “Din ve vicdan hürriyeti” getirmiştir. (Bakara, 256)

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...