YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 630. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

İSLAMDA YÖNETİM VE ADALET ANLAYIŞI
(III)

A-2. İslami Yönetimin Özellikleri

İnsanlık tarihi, Milletleri birbirinden ayırmaya yarayan özelliklerle doludur. Esasen insanlık fıtratı da bunu gerektirir. Nitekim bir ayette: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık…..”(Hucurat, 13) Bu farklılıklardan biri de milletlerin yönetim tarzlarıdır. İşte nev’i şahsına münhasır olan İslami bir yönetimin bazı özellik ve güzellikleri şunlardır:

A-2.a.Hürriyet

Râgıb el-İsfahânî hür kelimesini, kölenin zıddı olarak tanımlamıştır. (el-Müfredât, “hur” maddesi)
Kuşeyrî’ye göre hürriyet, “kulun yaratılmışlara köle olmaması, maddeler âlemindeki herhangi bir gücün onun üzerinde etkisinin bulunmamasıdır.” (Risâle, II, 460-463)
Kur’an ve sünnette, insanların eşitliği ve Hz. Âdem’in neslinden geldiği ifade edilmiştir. (Hucurat, 13) Buna göre hürriyet, insan şeref ve haysiyetinin ayrılmaz bir unsurudur. Hz. Ömer, Mısır Valisi Amr. b. As’a şöyle çıkışmıştır: Annelerinden hür olarak doğan insanları ne zamandan beri köle yaptınız?

A-2.b. İlim ve İrfan

İslamiyet, ilim tahsilini ibadet sayarak insanlığı ilme sevk eden yegâne dindir. O itibarla İslam,“İlim dini” olarak tesmiye edilmiştir. Zira Kur’an’ın ilk inen ayetleri  “OKU”  diye başlar.(Alak, 1-5) Medeniyetlerin en önemli etken unsuru bilgidir. İslam-ilim terkibiyle oluşan kültür, Müslümanlara “tevhid” eksenli bir dünya görüşü kazandırmıştır. Müslümanlar da İslam’ın bu dünya görüşünü büyük medeniyetler kuran devlete dönüştürmüşlerdir. Nitekim İslam medeniyeti ilk devrindeki gibi kalmamış, Müslümanların geliştirdikleri yeni ilimlerin kazandırdığı bilgiler çerçevesinde zenginleşmiştir.
Bu gelişmede rol oynayan üç önemli etken şunlar olmuştur: İslami esaslar, müslümanların düşünce faaliyetleri ile ilmi faaliyetlerdir. (Alparslan Açıkgenç, Bilgi, Medeniyet ve İslam http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=479)

A-2.c. Özgünlük

Yapılan fetihlerle İslam devletinin sınırları hızla genişlemiş, Arapların dışında da pek çok millet İslam’ı benimsemiştir. M. 632’de Hicaz topraklarında doğan ve kısa sürede gelişen İslam, karşılaştığı Yunan, İran, Hint, Bizans gibi milletlerin bilim ve düşünce mirasını almış, onları kendi tevhit potasında eriterek özgün bir medeniyet ortaya koymuştur.

A-2.d. İnsana büyük değer verilmesi

İslam’a göre insan, yeryüzünde Allah’ın halifesi ve yaratılmışlar içinde en üstün ve en güzel suret ve sirette yaratılmış bir varlıktır. ( İsra, 70; Tin, 4) O itibarla Kur’an ve sünnette yer alan ilkeler, insanın bu değerlerini koruması dolayısıyla her iki dünya mutluluğuna kavuşması içindir.(Bakara, 201)

A-2.e.İslam’ın, insana hizmeti ibadet olarak kabul etmesi

Müslümanlar insanların faydasına işler yaparken din, dil ve ırk ayrımı gözetmemişlerdir. “Halka hizmeti Hakk’a hizmet” olarak telakki etmişler ve her zaman Yaratan’dan ötürü yaratılanı sevmeyi kendilerine düstur edinmişlerdir. Peygamber Efendimiz, “insan vefat edince, üç ameli müstesna, onun amel defteri kapanır: Sadaka-i cariye, faydalı ilim, salih bir evlat” buyurarak bu hususa dikkat çekmiştir.(el-Edebü’l-Müfred, 28 )
Böylece hiçbir milletin ve devletin yönetim anlayışında olmayan insana müteveccih gerçek manada hizmet anlayışı sadece İslam devletinin özellik ve güzelliklerindendir. Nitekim Şeyh Edebali’nin Osman Gaziye nasihatnamesindeki: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü bunu ifade etmektedir. (Zeki Duman, İslam Medeniyeti: Allah Merkezli İlk ve Tek Evrensel Medeniyet, zekiduman.com/İslam-medeniyeti.html)

A-2.f.. İslam’ın adaleti esas alması

Kur’an’a göre insan, kendi aleyhine de olsa adaletten ayrılmamalıdır.(Nisa,135)Müslüman devlet adamları adaleti emreden Kur’an’ı kendilerine rehber edinmişler ve yönetimleri altındaki farklı dinlere mensup insanlara karşı bile adil olmuşlardır.

A-2.g. Mahallilik-Örfilik

İslam bir taraftan evrensel mesajlar taşırken öbür taraftan mahalli özellik ve farklılıkları göz ardı etmez. İslam hukukunda, mahalli meselelerde yerel unsurlar da nazarı-dikkate alınmıştır. Bu sebeple örf ve adetler, edille-i şer’iye (fıkhın dört ana dellilin) den sonra fer’i delillerden biri olarak kabul edilmiştir:
Nitekim:
* Mecelle’de: “Örf ile maruf olan meşrut gibidir; Örf ile tayin, nass ile tayin gibidir.” Maddeleri yer almıştır.
*Hanefi Fukahası da kadıların, mahalli örf ve adetleri bilmesini şart koşmuşlardır.
*İslam’da, yeni Müslüman olan milletlerin değerlerine ( İslam’a aykırı olmazsa) saygı gösterilir.
*İnsanların yerel anane ve giyimine karışılmaz.
Bunlar, İslam’ın yerel değerlere verdiği önemi göstermektedir. İslam kendi ilkelerini ortaya koymuş, bunlar etrafında insanları serbest bırakmıştır. Buna göre Araplar kendi kültürel unsurları ile bir İslam medeniyeti oluştururken Türkler de İslam’a dayalı farklı medeniyetler meydana getirmişlerdir. Dolayısıyla Endülüs İslam medeniyeti ile Hint İslam medeniyeti, birbirinin aynısı olmadığı gibi tamamen birbirine zıt da değildir. (Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslam Hukuku, s.35-36; Abdulkadir Şener, İslam Hukukunda Örf, s. 102; Ebû Zehrâ, Fıkıh Usûlü, Terc. A.Kadir ŞENEL, İslam Hukuku Metodolojisi, s. 234.)

A-2.h. Evrensellik

İslam, bütün insanlığa gönderilmiş yegâne dindir. O itibarla İslam uygulamaları ile de evrenseldir: Ticari hayatta düzgün tartı, mağdur kim olursa olsun, ayrıma tabi tutulmaksızın, yardıma layık görülmesi, kafir bile olsa mazlumun ahından kaçınılması, eşitlik, hürriyet, kararlara iştirak, azınlık-çoğunluk ve bütün bunları ihtiva eden “insan hakları” prensipleri üzerine olan kuralların sınıf, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün insanlığa hitap etmesi İslam hukukunu evrensel kılan bazı uygulamalardır.
İşte bu evrensellik ilkesi İslam’ın, Kutlu Nebinin hicreti ile önce Medine’ye ardından dünyanın dört bir tarafına ulaşmasını sağlamıştır.(MEB, age, 42-43)

A-2.i. Sulh

Tevhit mücadelesi veren peygamberlerin hayatları incelendiğinde hepsinin, kendilerine yapılan her türlü şiddet ve hiddete karşı sulh ile karşılık verdikleri görülür. Nitekim Peygamberimizin de:
*Mekke döneminde müşriklerin her türlü şiddet ve tecrit uygulamalarına karşı sulh ve salahı tercih ettiği, *Medine döneminde hicret ile birlikte; Medine’nin yerlileri olan Evs ve Hazrec kabileleri arasında yıllar yılı süregelen savaşı keserek barışı sağladığı,
*Çevre kabileler ile barış anlaşmaları yaptığı,
*Hudeybiye Barış Anlaşması ile Mekkeli müşriklerle anlaşma yoluna gittiği,
Bilinmektedir.
İslamiyet’in hızla yayılması, haiz olduğu, hakkaniyet ve sulhdan başka bir şeye dayalı değildir. İslam, barışı bir lütuf değil, insan haysiyetinin korunmasının zorunlu aracı olarak görmüştür. (Ömer Nasuhi Bilmen, Muvazzah İlmi Kelam, s. 112-114)

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...