YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 604. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

İSLAMDA VAKIF VE HÜKÜMLERİ
(XII)

Vakıf araziler başka bir açıdan sahih ve gayri sahih olmak üzere ikiye ayrılmıştır:
1- Sahih VakıfArazileri
Önce mülk arazi iken (İslâmî hükümlere uygun olarak) vakfedilen arazidir. Bu çeşit vakfın kuru mülkiyeti ve diğer bütün tasarruf hakları vakfedenin koyduğu şartlara göre kullanılır.
2- Gayri Sahih VakıfArazileri
 Önce mîrî arazi (mülkiyeti devlete, yararlanma hakkı kişilere ait olan arazi) iken ifraz suretiyle bizzat İslâm devlet başkanı veya yetkili kişiler tarafından bir hayır yönüne vakfedilmiş arazidir. Bunlara "irsad ve tahsisat kabilinden vakıf" adı da verilir. Kısaca İslâm devletine ait olan bir mülkünmülkiyeti yine devlette kalmak üzere yararlanma hakkının devlet başkanı veya yetkili kıldığı başka zevat tarafından bir kimseye veya bir cihete tahsis edilmesiyle irsad kabilinden vakıf ortaya çıkar.

İrsad vakıflar da sahih ve gayri sahih olmak üzere ikiye ayrılır
a)-Sahih irsad
İslâm devletine ait bir mülkün devlet başkanı veya yetki verdiği kimse tarafından, beytülmalden istifadeye hakkı olan kimselere tayin ve tahsis edilmiş olmasıdır. Camilere, medreselere ve benzeri Müslümanların maslahatına tahsis edilmesi gibi.

b)- Sahih olmayan irsad
Yine İslâm devletine ait olan bir mülkün devlet başkanı veya yetkili kimse tarafından beytülmalden hakkı olmayan bir kimseye tahsis edilmesidir. Hazineye ait topraklardan bir bölümünün vergisini haklı bir nedene dayanmaksızın şuna buna vakıf ve tahsis etmek gibi. Böyle bir vakıf ve tahsisin iptal edilmesi caizdir.
Sonuç olarak beytülmale ait toprakların vakfedilmesiyle ortaya çıkan;
 Gayri sahih vakıflar da üç kısma ayrılmıştır.

1- Mülkiyeti ve tasarruf hakları beytülmale ait olup yalnız âşâr ve rusûmu bir hayır cihetine vakıf ve tahsis edilmiş olan arazidir. Böyle bir arazinin âşâr vergisi, ferağ ve intikal harcı ve mahlûlat bedeli vakfa ait ise de tasarruf hakları yine devlete aittir. Bu çeşit vakıf arazi üzerinde ferâiz hükümleri değil İslâm devletinin çıkaracağı arazi kanunları uygulanır. Yani bu vakıfta kişilere sağlanan hakların mirasçılara geçip geçmeyeceği veya hangi ölçülere göre intikalinin yapılacağı arazi kanunlarıyla belirlenir.
2- Âşâr vergisi beytülmâle ait olup, yalnız tasarruf hakları, meselâ; bir medresenin hocasına, bir camiinin imanına veya savaşta büyük yararlılık gösteren bir gaziye vakıf ve tahsis edilmiş arazidir.
3- Hem tasarruf hakları ve hem de âşâr ve rusûmu cami ve medrese gibi bir hayır cihetine vakıf ve tahsis edilmiş arazidir (Döndüren, a.g.e., 568).
Bu son iki çeşit vakıf arazide ferağ ve intikal gibi arazi hükümleri uygulanmaz. Bunların tasarrufu vakıfnamelerindeki şartlara göre olur.
Bir kimse beytülmale ait olan bir araziyi satın alsa bu satım akdinin geçerli olduğuna hamledilerek o araziye malik olur. Bu yüzden böyle bir araziyi vakfetmesi de sahih olur. Bu konuda vakıf şartlarına uyulur.

Devlete ait arazinin vakfedilmesi halinde vakıfnameye uyulması
Bu konu İbnÂbidîn'de (ö.1252/1836) şöyle açıklanmıştır:Ebussuud Efendi (ö. 982/1574) şöyle demiştir: "Hükümdar ve ümerânın vakıf şartlarına uymak gerekmez. Çünkü bu vakıflar beytülmalden ve ya beytülmale kalacak mallardandır.
Bunların şartlarına riayet edilmeyince vakıfnamede olmayan fakat beytülmalin sarfedileceği yerlerden olmak üzere vazîfe (şahıslara hizmetleri karşılığında, vakfın gelirinden verilen ücret) veya müretteb (şahıslara ilmi, salâhı veya yoksulluklarından dolayı bir hizmet karşılığı olmayarak vakfın gelirinden verilen) şeydir ki buna örfte "zevâid" denir ihdas edilmesi caizdir".

Serahsî'nin (ö. 490/1097) el-Mebsût isimli eserinden naklen şöyle denilir: Vakıf cihetlerinin çoğu köyler ve tarlalar olduğu takdirde hükümdarın, vakfın şartına muhâlefet etmesi caizdir. Çünkü bu yerlerin aslı beytül-mala aittir. Vakfedenin buna malik olduğu bilinmediği takdirde bu, gerçekten vakıf olmayıp irsad (tahsisat kabilinden) olarak caizdir. Nitekim hükümdar beytülmale ait araziden bir parçayı beytülmalde hak sahibi olanların haklarını elde etmeye yardımcı olmak üzere meselâ; alimler ve talebelere vakfetse tahsisat kabilinden olarak caiz olur. Buna "irsad vakfı" denir.
Bu yüzden Mısır Sultanı Berkûk (?-1398) vakıfların beytülmalden alınmış olduğunu ileri sürerek vakıfları bozmak istemiş ve bunun için bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda SiracüddînBülkînî, Burhan b. Cemâa ve Hidaye'yi şerh eden Ekmelüddîn hazır bulunmuştur.
Bülkînî; "Âlimlere ve talebelere yapılan vakıflar kesinlikle bozulamaz. Çünkü onların beytülmale ayrılan beşte birde bundan daha çok hakları vardır" demiştir (Enfâl, 41). Orada bulunanlar bu görüşü benimsemiştir. Nitekim bunu Süyûtî (ö. 911/1505) "En-Naklü'l-Mestûr fî Cevazı Kabzı Malûmi'l-VezâifBilâHuzûr" isimli eserinde zikretmiştir. Bu görüş Mültekâ şerhinde de yer almıştır.
Bundan açıkça anlaşılmaktadır ki, sultanların beytülmalden yaptıkları vakıflar, gerçek vakıf olmayıp irsad yani tahsisat niteliğinde bir muâmeledir. Beytülmalden yapılan vakıflar beytülmalınsarfedileceği yerlerden olan bir cihete yapılmış ise bozulmaz. Fakat sultan kendi çocuklarına, azatlılarına vakfetmiş ise bozulur. Sultanların yaptıkları vakıflar irsad olunca vakfın şartlarına riayet edilmesi de gerekmez. Çünkü bu vakıflar sahih bir vakıf değildir. Vakfın sahih olması için vakfedilen malın vakfedenin mülkü olması şarttır. Sultan, beytülmalden bir yeri satın almadıkça ona mâlik olamaz. Buna Ekmelüddin muvafakat etmiştir. Bu Ebussuud'tan ve el-Mebsût'tan nakledilene de uygundur (İbnÂbidîn,Terc. A. Davudoğlu,  VIII, 466, 467; Zuhaylî, a.g.e., VIII, 167).

Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...