YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 560. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

İSLAMDA VAKIF VE HÜKÜMLERİ (X)

VAKIFLARIN İDARESİ VE KONTROLÜ
Vakıfların idaresi nâzır adı verilen görevlilerce yapılmaktaydı. Zaman içinde idare şekillerinde değişiklikler yapıldı. Kendi vakfı için ilk nâzır tayin eden bizzat Hz. Peygamberimizdir. Hicretin ilk iki asrında vakıflar "Vâkıf' tarafından tayin edilen mütevellilerce yönetilirdi. Nâzır, mütevellilerin kontrolcüsü olarak, onların işlerinin tamamlanmasına nezaret ederdi. Bunların genel murakabesi de "emiru'l-mü'minîn" olan halifeye aitti.
Abbasiler döneminde bu işi halifeler yapıyordu. Yıldırım Bayezid, her vilayete "müfettiş-i ahkâmı'ş-şer'iyye" tayin ederek vakıf işlerini teftiş ettiriyordu. Osmanlılar döneminde özel şahıslar tarafından kurulan vakıflarla mütevelliler meşgul olmuş, bunlar kadılar vasıtasıyla teftiş ve murakabe edilmişlerdir. Her kadı, kendi mıntıkasındaki vakıfları emrindeki müfettişlerce teftiş ettirdiği gibi, bazen bizzat kendisi de bunları teftiş ederdi. Bununla beraber payitaht (İstanbul) kadısı, bütün vakıfları teftiş yetkisine sahipti ( Kazıcı, Vakıflar, 7072).
M. 1826) yılında kurulan Evkaf Nezareti'nden önce vakıflar, vâkıflarının şartlarına göre idare ediliyor ve bunlar ayrı nezâretlerce murakabe ediliyorlardı.
Bu nezâretler: Haremeyn, Vezir, Şeyhülislâm, Tophane ümerası ve İstanbul kadıları nezâreti idi. Osmanlıların sonuna kadar devam eden Evkaf Nezareti, 03. 03. 1924 tarihinde çıkarılan 429 sayılı kanunla ilga edilerek bir umum müdürlüğe havale edildi.
 Böylece Vakıflar Umum Müdürlüğü kurulmuş oldu. Cumhuriyetten sonra vakıf mevzuatında ilk mühim değişiklik 5. 6. 1935 tarih ve 2762 sayılı kanunla yapıldı. Bu değişikliklerle vakıf müessesesi kuruluş gayelerinin ve vakıf şartlarının tamamen dışına çıktı ve toplum için görmüş olduğu fonksiyonlar maalesef dumura uğratıldı. İslâm dünyasında dinî, kültürel, askerî, sivil, iktisadî, ictimaî, su ve spor gibi sahalara varıncaya kadar hemen her sahada kurulmuş bulunan vakıflar büyük bir hizmet ifa etmişlerdi. Sırf Allah rızasını kazanmak için bu tesisleri kuran insanlara bugün daha çok ihtiyacımız var.

Vakfedilebilen Mal Çeşitleri

1- Gayrimenkullerin vakfı
Arazi, ev, dükkân, han, bağ veya bahçe gibi "akar" gibi vakıflardır. Gayrimenkuller sürekli olarak kalabildiği için vakfın en önemli özelliği olan "ebedîlik" bunlarda tam olarak gerçekleşir.
2- Menkullerin vakfı
Hanefilerin dışındaki fakîhlere göre taşınabilir şeylerin vakfı da geçerlidir. Kandil, halı, kilim gibi mescid eşyası, silâh çeşitleri, elbise, ev eşyası bunlar arasında sayılabilir.
Hanefilere göre ebedilik niteliği bulunmadığı için temelde taşınırların vakfedilmemesi gerekir. Ancak gayri menkule tabi olarak bazı eşyayı vakfetmek, meselâ; bir çiftlikle birlikte orada bulunan hayvan, traktör, harman makinası vb. gibi şeyleri vakfetmek geçerlidir. Yine silâh ve at gibi hakkında nass (hadis) bulunan menkuller de vakfedilebilir. Nitekim Halid b. Velid (r.a)'ın savaş silâhlarını vakfettiği nakledilir. Ya da örf cereyan eden menkuller de vakfedilebilir. Bazı kitapların Kur'ân-ı Kerîm'in, balta, gelinlik ve bir takım kapların vakfedilmesi gibi. Dinar (altın para), dirhem (gümüş para) ve standart şeylerin vakfedilmesi de bu niteliktedir.
Örf; bir beldede Müslümanların yaygın bir biçimde bu çeşit şeyleri vakfetmeleri ile meydana gelir. Örf bulununca bu konudaki kıyas terk edilir. Abdullah b. Mes'ûd, Rasûlüllah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Müslümanların güzel gördüğü şey Allah nezdinde de güzeldir" (A. b. Hanbel, I, 379). Çünkü örfte sabit olan şey nass'la sabit olmuş gibidir. Ölçü veya tartı ile alınıp satılan standart şeyler vakfedilince satılır ve bedeli mudarabe (emek-sermaye ortaklığı) veya bidâa (vakıf sermayesini Allah rızası için bir bedel istemeksizin çalıştırma) yoluyla işletmeye verilir. Bundan dönem sonlarında elde edilecek kâr vakfın hayır cihetine sarf edilir (İbn Âbidîn, III, 409, 427; Zuhaylî, a.g.e. VIII, 163).

3- Taksimi kabil olmayan şeyin vakfı
Mâlikîler dışındaki çoğunluğa göre taksim edilemeyen şeyin vakfedilmesi caizdir. Çünkü vakıf hibeye benzer. Taksimi kabil olmayan muşâ' (ortak mal)’ın hibesi ise caizdir. Mâlikîlere göre ise vakfın sıhhati için vakfedilen hissenin ayırt edilmesi şarttır.

4)- İhya edilen ölü arazilerin vakfı
Ölü araziyi ihya edenin bunu vakfetmesi caiz olur, çünkü ona ihyâ ile mâlik olmuş ve mâlik olduğu şeyi vakfetmiş bulunur (İbn Âbidin, a.g.e., III, 430 ).
İbn Âbidin, Mısır'da umerâ vakıflarının büyük çoğunluğunun, beytülmal vekilinden satın alma yoluyla vakfedilen iktâât niteliğinde olduğunu ifade eder.

5)- Beytül-Maldan Vakıf
İslâm devlet başkanı toplum yararını gözeterek beytülmalden vakıf yapsa, bu caiz olur ve yer kiraya verilir. Yine devlet başkanının zorla fethedilen ve gaziler arasında taksim edilmemiş bulunan bir belde arazilerinden mescid için vakfedilmesine izin vermesi caizdir.
Çünkü bu araziler taksim edilirse ganîmet hakkı sahiplerinin mülkü olur. Sulh yoluyla fethedilen yerlere gelince, devlet başkanının emri ile bunların vakfedilmesi yürürlülük kazanmaz (nafiz olmaz). Çünkü bu takdirde asıl sahiplerinin mülk hakları devam eder (İbn Âbidîn, a.g.e., III, 430 ).
6. İrsad kabilinden yerin vakfı
İrsad; hâkimin devlete ait mülk olan bir araziyi okul, hastahane gibi toplum yararına olan bir yer için vakfetmesidir. Bu genel velâyet sebebiyle caizdir, fakat gerçek vakıf olmadığı için buna "irsad vakfı" denilmiştir (ez-Zuhaylî, a.g.e., VIII, 166, 167).

Balkıca

Döviz

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...