YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 556. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

İSLAMDA VAKIF VE HÜKÜMLERİ (VI)

Menkullerin Vakfı
Vakıfta devamlılık (te'bid) esas olduğu için, prensip olarak vakfın gayrimenkul kabilinden olması gerekir. Bu özelliğe sahip olmayan menkulleri vakfetmek caiz değilse de Hanefilere göre şu üç istisna halinde vakfetmek mümkün görülmüştür.

1- Gayri Menkule Tabi Olma
Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre teâmül bulunmasa bile, menkul malların bir gayrimenkule bağlı olarak vakfedilmesi mümkündür. Arsa ile birlikte binayı, arazi ile birlikte bazı hayvanları ve tarım âletlerini vakfetmek gibi (İbnu'l-Humâm, a.g.e., V, 48; İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtâr, IV, 361).
Mütemmim cüzler de yol, geçit, su içme, su alma hakkı gibi irtifak hakları da gayrimenkule bağlı olarak kendiliğinden vakfedilmiş sayılır.
Mâlikîlere göre, intifa hakkı ve sınırlı bazı aynî haklar bağımsız olarak da vakfedilebilir.( Fetâvâ'l-Hindiyye, II, 363).

2- Hakkında Nass (Sünnet) Bulunması:
Vakfın gayrimenkul olması prensibinin ikinci istisnası, vakfedilmesi hususunda Sünnet bulunmasıdır. Nitekim Hâlid bin Velid savaş silahını ve zırhını Allah yolunda vakfetmiş, Hz. Muhammed sav de bunu tasvib etmişti (Buhârî, Cihâd, 89, Zekât, 49; Müslim, Zekât, 11).
Hz. Hafsa'nın da Kur'ân vakfettiği nakledilir (Serahsî, Şerhu's-Siyeri'l kebir, V, 2104). Ebû Yusuf, menkul vakfını bu hadislerle sınırlı tutarak, sadece savaş için at, deve ve silahların vakfedilebileceğini belirtmiştir. O'na göre, "kıyasa aykırı olarak sabit olan hüküm, başka bir hükme esas olamaz. Çünkü vakıfta gayrimenkul olma esas olduğu için, menkulün vakfı temelde kıyasa aykırıdır" (İbnü'l-Hümam, Fethu'l Kadir, V, 49-50).

3- Teâmül Bulunması
İmam Muhammed’e göre, hakkında nass (âyet-hadis) bulunmasa da, vakfedilmesi teamül haline gelen menkullerin vakfı da geçerlidir. Kitap, ev, balta, gelinlik, elbise, mutfak eşyası, Mushaf, dinar, dirhem (nakit para) ve mislî (standart) menkuller bunlar arasında sayılabilir.
Örf ve teâmül; toplumda, İslâm'a aykırı olmayan bir işin çokça yapılmasıyla gerçekleşir. İmam Muhammed burada ıstısna' (eser sözleşmesi yapma) akdinde olduğu gibi "istihsan" deliline dayanarak kıyası terk etmiştir. Buna göre, bir beldede menkul bir malın vakfedilmesi örf ve âdet halini almışsa, bu çeşit menkullerin vakfı geçerli olacaktır (Serahsî, age, V, 2083-2087; İbn Kudame, el-Muğni, V, 585).
Osmanlı İmparatorluğu uygulamasında, "teamül" kriteri esas alınarak, örfleşmiş bulununca menkullerin vakfı caiz görülmüş ve nakit para vakfı da menkul kapsamına alınmıştır. Hanefiler dışındaki üç mezhep, prensipte para vakfına karşı değildir. Ancak asıl, para vakfına cevaz veren ve vakfedilecek nakit paraların işletilme yöntemlerini belirleyen, Hanefî müçtehitlerinden İmam Züfer'dir.

  Vakıf nasıl teşekkül eder?
*İslâmi bir yönetimde; mükellef, gönül huzuruyla malının bir kısmını vakfedebilir. Zira gerek kendisi hayatta iken, gerek ölümünden sonra; Kadı, vakfın her türlü işini tâkip eder.
*Fukahâ; vakıf yapan kimsenin, belli şartlar ileri sürecekse mutlaka kadı'ya (Hâkim'e) müracaat etmesi gerektiği hususunda müttefiktir. Çünkü vakfedilen malın; İslâmi esaslara uygun şekilde kullanılması bu şekilde sağlanabilir. Eğer bir beldede; Kadı mevcut değilse, vakıf işlerinin sıhhatli yürümesi düşünülemez. Nitekim Osmanlı döneminde kurulan vakıflar günümüzde gayri İslâmi şekilde kullanılmaktadır. Öyle ki bir vakıf eserinin uzun yıllar genelev olarak kullanıldığı, basında yer almıştır. Çünkü laik bir devlette; "Vakıflar" İslami esaslara nasıl ve ne kadar bağlı kalabilir Tabii ki o zaman şer'i manada; "Vakıf" olma özelliğinden söz edilemez.
*Ancak hiçbir şart ileri sürmeden de güvendiği kimseleri mütevelli tâyin ederek, vakıf kurabilir. Bu durumda Kadı'ya mürâcaatının şart olup-olmadığı hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Essah olan kavle göre; şart değildir

İmam-ı Azam, iki yoldan birisiyle vakfın lüzumuna hükmetmiştir.
1)- Bir kimse usûlü dairesinde mülkünün bir kısmını vakfetmek isterse; selâhiyetli bir kimseye (Kadı'ya) mürâcaat eder. Kadı vakfın luzûmuna hüküm verirse, vakıf gerçekleşir.
2)- Bir kimse; ölümünden sonraya nisbet ederek "- Ben öldüğüm zaman şu mülküm fülân cihete vakfedilsin" deyip, bundan dönmeden ölürse, terekesinin üçte birinden mûteber olur. Çünkü böyle bir vakıf; vasiyyet hükmündedir. Vasiyetin luzûmu ise şer'an sâbittir.

İmameyn'e göre dört yoldan birisiyle vakfedilen şey, vakfedenin mülkünden çıkar, vakıf olur.
a)- Ulû'lemr tarafından tâyin edilmiş, bir Kadı'nın hükmüdür. Artık hükümden sonra dönmek yoktur.
b)-  Ölüme ta'lik edilmiş vakıftır. Vakfedenin, ölümünden sonra, mülkünün bir kısmının vakfedilmesini vasiyet etmesiyle gerçekleşir. Ancak bu, malının üçte birini aşamaz.
c)- Bir kimsenin:" Şu mülkümü hayatımda ve ölümümden sonra fülân cihete vakfettim" demesiyle sâbit olur.

d)- Daha yapılırken (Mescid cami vs.) vakfedilen mülktür. Sahih olan kavle göre; mescid inşaatına başlamadan Ulû'lemr'den izin talep etmek gerekir. Bu vakıf'dan da dönülemez.
Balkıca

Döviz

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...