YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 517. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

DİĞERGÂMLIK (İsâr)
İsar ve cömertlik
Kendisinin ihtiyacı olduğu halde başkasını, kendi nefsine tercih etme duygusunun adı olan bu güzel haslet, Cömertliğin daha bir üst derecesi olup ondan daha büyük bir fazilet ve davranış halidir. Farsça bir kelime olan Diğerkâmlığın Kur’an’daki ifadesi “isar”dır.
Cömertlik, emredilmiş olması itibariyle bütün Müslümanlara farz olduğu için fetvadır. İsar ise takvadır. Çünkü bir kimsenin, kendisinin muhtaç olduğu bir şeyi başka bir muhtaca vermesi yani onu kendine tercih etmesi, her babayiğidin harcı (harcı alem) olmayıp er yiğidin ifa edebileceği çok büyük bir fazilet ve ali cenap bir meziyettir. Ashabı, bütün insanlığın hiçbir zaman erişemeyeceği bir kıvam ve kıyamda tutan mümtaz vasıfların başında gelen hiç şüphesiz bu makamı ihraz etmeleridir. Nitekim Cenâb-ı Allah Kur'ân-ı Kerim'de onların bu ciheti- aliyelerini överek şöyle buyurmuştur: "Muhâcirlerden önce, Medine'yi yurt ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere saygı beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendi öz canlarına tercih ederler.” (Haşr, 9).

Ashabın diğerkâmlık numuneleri
*Ebu Hüreyre'den gelen bir rivâyete göre: "Bir gün Hz. Peygamber'in huzuruna bir adam geldi ve açlıktan takatinin kesildiğini söyledi. Rasûlullah, hanımlarına bu adama bir şeyler vermeleri için haber gönderdi. Hanımları evlerinde sudan başka bir yiyecek bulunmadığını söyleyince Rasûl-i Ekrem:
-Bu gece bu adamı kim misafir edecek?" dedi. Bunun üzerine Ensâr'dan Ebu Talha:
-Ya Rasûlallah, ben misafir ederim, dedi. Onu evine götürdü. Evde hanımına yiyecek bir şey bulunup bulunmadığını sordu. Karısı da yalnız çocukların yiyeceği kadar bir şey bulunduğunu söyledi. O da:
-Öyleyse onları bir şeyle avut, sofraya gelmek isterlerse uyut. Misafirimiz eve gelince lambayı söndür, ona kendimizi de yiyormuş gibi gösterelim," dedi. Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu. Kendileri karanlıkta yiyormuş gibi davrandılar ve aç yattılar. Sabahleyin Ebu Tlha Peygamberimiz'in yanına gitti. Rasûlullah ona:
-Bu gece misafirinize karşı yaptığınız davranıştan Allah razı oldu. " buyurdu. (Riyâzü's-Salihîn, I, 586-587)
*Yermuk savaşında meydana gelen bir olay isar'ın (Diğergamlığın) en güzel bir örneğidir. Hz. Huzeyfe şöyle anlatıyor: "Yermuk harbinde, yaralılar arasında kalan amcamın oğlunu aramak üzere savaş alanında geziyordum. Yanımda biraz su vardı. Hava da çok sıcaktı. Amcamın oğlunu buldum. Su isteyip istemediğini sordum. Başıyla isterim, dedi. Tam suyu içireceğim sırada öteden birisi, "Ah su", diye inledi. Amcazâdem gitmemi ve suyu ona içirmemi işaret etti. Gittim, baktım ki Âsım'ın oğlu Hişâm. Tam ona suyu vereceğim sırada başka birisi "Su!" feryat etti. Hişam da suyu içmedi ve beni ona gönderdi.
Arayıp buldum, fakat kendisine suyu ulaştırıncaya kadar o şehit olmuştu. Hemen Hişâm'ın yanına koştum, o da şehadet şerbetini içmişti. Bari suyu amcamın oğluna içireyim diye onun yanına gittim, fakat o da çoktan şehitlik mertebesine ermişti. Nihayet su elimde kaldı.
Peygamber Efendimizin teşbihiyle insanlık aleminin gökteki asılı yıldızları olan muhteşem asrın kutlu şahitlerinin isar şeklinde duygu-düşünce ve davranışları sadece bir iki ferdi planda yapılmış güzel hareketlerden ibaret değildir. Onlar toplu halde de daima bu minval üzere tavır sergilemişlerdir: Bedir harbinde alınan ganimetler hususunda kendileriyle yapılan istişarede hem mühacir ve hem dahi ensar iki cihan güneşine:
-Ya Resulallah! Bu ganimetler karşı tarafa (mühacir veya ensar kardeşlrimize)verilsin, biz almayalım” diye diğerkam duruşlarını topluca sergilemişlerdir.
İşte bunun üzerine yukarıda mezkür ayet inmiştir: "Muhâcirlerden önce, Medine'yi yurt ve iman evi edinenler, kendilerine hicret edip gelenlere saygı beslerler. Onlara verilen şeylerden dolayı nefislerinde bir kaygı duymazlar. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile, başkalarını kendi öz canlarına tercih ederler.” (Haşr, 9).

Sonuç olarak hani derler ya:
Şeriatta (Fetvada) benim mal benimdir, senin mal senindir. Tarikatta (takvada) senin mal senindir, benim mal da senindir. Hakikatta ise Ne benimdir ne senindir. Hepsi Allah’ındır.  Ben ve sen ise kiracı olup biraz oyalanıyoruz. Yunus Emre’nin dediği gibi yani:
Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi,
Mal da yalan, mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan.

Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...