YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 491. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

ŞİRK VE MÜŞRİK (X)

c)- Hulül
İlâhî zâtın veya sıfatların yaratıklardan birine veya tamamına intikal edip onlarla birleşmesi anlamında bir terim. Sözlükte "bir şeyi çözmek, bir yere intikal etmek, konup yerleşmek" anlamlarındadır. Terim olarak "gül suyunun güle sirayet etmesi gibi iki cismin birleşmesi, varlıkla onun mahalli veya arazla cevher arasındaki münasebet, bir şeyin mevcudiyetinin diğerinin mevcudiyetiyle aynı olması" gibi değişik biçimlerde tanımlanmıştır (et-Ta'rîfât, Tehânevî, I, 706-709).
Ruhun bedenle, faal aklın insanla birleşmesine bazı filozoflar ve Bâtınîler'ce hulûl denilmişse de İslâm düşünce tarihinde itikadî tartışmalara konu teşkil eden hulûl "ilâhî zâtın veya sıfatların yaratıklardan birine, bir kısmına yahut tamamına intikal edip onlarla birleşmesi, Allah'ın insan veya başka bir maddî varlık görünümünde ortaya çıkması" diye tanımlanabilir ( M. F.Abdülbâki, el-Mu'cem, "hll" md.).

İslâm'dan Önceki Dinlerde Hulûl
Geleneksel dinlerden tek tanrılı dinlere kadar geniş bir inanç kuşağında ortaya çıkan hulûl (incarnation) kavramı, insan üstü ilâhî bir kudretin belli bir amaç doğrultusunda çoğunlukla insan, bazan da hayvan sûretinde tamamen veya kısmen yeryüzünde görünme (bedenlenme) sini ifade eder. Bu tanımıyla hulûl, basit bir şekil
değiştirmenin ötesinde ilâhî iradenin bilinçli olarak kendini göstermek üzere herhangi bir varlığın bedenini seçmesiyle ilgilidir. İlk şekli animistik dinlerde ortaya çıkmış olmakla birlikte hulûl inancı gerçek önemine özellikle Hinduizm ve Hıristiyanlık'ta kavuşmuştur. Bununla birlikte eski Mısır'dan Grekler'e kadar pek çok dinde görünmektedir.

İslâm’dan sonra Hulûl
Gâliyye fırkalarının benimsediği bir itikadî esas olan hulûlün tenâsüh ve enkarnasyon (incarnation) gibi kavramlarla aynı veya yakın anlamlar taşıdığı ileri sürülmüşse de hulûl genellikle Allah'ın yaratıklarına ve özellikle insanın bedenine intikal etmesi, tenasüh ise insan ruhunun başka bir insan veya hayvana ait bedene girmesi manasında kullanılır.
Tecessüd kavramı da bir hulûl türünü ifade eder. Hulûl inancının köklerini eski İran ve Hint dinlerine, Zerdüştîlik ve Budizm'e dayandıranlar bulunduğu gibi Sâbiîler veya firavunlar tarafından ortaya atıldığını kabul edenler de vardır. Ebü'l-Alâ el-Maarrî, ilâhlık iddiasında bulunmasını dikkate alarak Firavun'un hulûl inancını benimsediğini kaydeder (Risâletü'l-ğufrârı, s.457). Şehristânî'ye göre hulûl inancını ortaya atanlar Harranlı Sâbiîler'dir. Zira onlar Tanrı'nın semavî varlıklara (yıldızlar) bürünerek tecelli ettiğine inanıyorlardı, bu telakki de hulûlün esasını teşkil eder (el-Milel, II, 55-56).
Hulûl inancı kaynaklarda başlıca iki grupta toplanmıştır.

1. Mutlak Hulûl
 Allah'ın zâtıyla her şeye hulûl ettiğini ve her yerde bulunduğunu kabul eden bu telakkidir. Bu tür hulûlün
kapsamına öncelikle panteist felsefeler ve onların bir türü olduğu ileri sürülen vahdet-i vücûd nazariyesinin dahil olduğu kabul edilir. Bu tür hulûlü benimseyenlere İttihâdiyye adı verilmiştir. Ebü'I-Hasan el-Eş'arî, isim zikretmeden müslümanlar arasında Allah'ın her yere hulûl ettiğini söyleyen bir grubun mevcut olduğunu nakleder (Makâlât, s. 210,214). Çağdaşı olan Ebû Bekir el-Âcürrî buna inananlara Hulûliyye adını vererek bunları Cehmiyye ile özdeşleştirir (eş-Şerfa, s. 285-288).

2. Muayyen Hulûl
Allah'ın zâtı veya sıfatlarıyla muayyen bir şahsa yahut belirli bir nesneye intikal ettiğini kabul eden bu telakki "hulûl-i hâs" diye de bilinir. Hıristiyanların Hz. îsâ, aşırı Şiîler'in imamlar hakkında, bazı sûfîlerin de şeyhleri hakkında benimsedikleri inançlar bu tür hulûle örnek olarak gösterilir. Zira hıristiyanlar Tanrı'nın (ilâhîkelâmın) Hz. îsâ'ya hulûl ettiğini ve böylece îsâ'nın tanrı olduğunu iddia etmişlerdir (Yuhanna, 1).
İslâm dinine müntesip olduğunu ileri süren Sebeiyye, Hattâbiyye, Haksâriyye, Beyâniyye, Nemîriyye, Mukannaiyye, Nusayriyye, Dürziyye, Nizâriyye, Şuray'ıyye, İshâkıyye gibi Gâliyye fırkaları Allah'ın kâmil insanlara hulûl edebileceği şeklindeki inançlarıyla muayyen hulûlü benimsemişlerdir. Onlara göre, "Ona (Âdem) ruhumdan üfledim" (el-Hicr 15/29) meâlindeki âyet bunun açık delilidir. Ayrıca bu gruplar Cebrâil'in Dihye el-Kelbî, şeytanın da bazı insanların sûretine bürünerek temessül etmesini, ruhanî varlıkların cismanî varlıklara hulûl edebileceğine ilişkin deliller arasında gösterirler (Bağdadî, s.259-261; Teftâzânî, II, 69; Cürcânî, s. 475).

Bunlardan başka insan-Allah birliğini  iddia eden, ruhun, peygamberlerin ve imamların Allah'ın nurundan doğduğunu söyleyen aşırı Şiîler de muayyen hulûlü benimseyenler arasında zikredilmiştir (Malatî, s. 20-22).
Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...