YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 38. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

TARİHTE BUNLARI BİLMEK LAZIM   (I)

 1)- Ağaca Asılan Zekat Parası
Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslüman zenginin günlerce dolaşıp yıllık zekatını verebileceği fakir bulamadığını…
Bunun üzerine zekatı olan parayı bir keseye koyarak Cağaloğlu'ndaki bir ağaca asıp, üzerine de: "Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bu parayı al" diye yazdığını…
 Ve bu kesenin, üç ay kadar, o ağaçta asılı kaldığını… 
                                                                                                                        (10-Altınoluk Dergisi, Şubat/1994, sayı: 96, s. 7)

2)- Ne Sen Baki, Ne Ben Baki
Kanuni Sultan Süleyman'ın, bir meseleden dolayı dönemin meşhur şairi Baki'yi: “`Baki bed - Nef-yi ebed Bursa ya red = Baki, sen kötü adamsın, ebediyen Bursa’da sürgünde kalacaksın.” diyerek sürgüne gönderince Baki'nin de buna karşılık:
 "Öldünse ey Baki, değildir cihan mülkü Süleyman'a baki.
Buna çarkı felek derler, Ne sen baki, ne ben baki." 
Diye “Bakice ve Bakiyane” cevap verdiğini… 
-(İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum, cilt 2, Timaş, İst/1988, s 269)

3)- Medine Muhafızı
Osmanlı'nın, edeple taçlanmış iman anlayışının gereği olarak Hazreti Peygamber’in (sav) şehrine göndereceği idareciyi `Vali " yerine "Medine Muhafızı " diye isimlendirme hassasiyeti gösterdiğini. . .
                                                                                       -(Ayverdi, Samiha; Küplüce'deki Köºk, Hülbe Yay., Ankara/1989,s.28)

4)- Haram Yemeyen Ordu
Osmanlı ordusunun, Memalik-i İslamiyeyi tek bir bayrak altında toplamak gayesiyle Mısır seferine giderken, Gebze yakınlarındaki bağlık-bahçelik bir arazide mola verdiğinde Yavuz Sultan - Selim'in, bütün askerlerin heybelerini arattığını ve hiçbirinde meyve cinsinden bir şey çıkmaması üzerine ellerini Ulu Dergaha kaldırıp:
"Allahım, sonsuz şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu lütfettin. Eğer askerimin içinde bir kişi sahibinden izinsiz bir meyve yeseydi ve ben bunu haber alsaydım, Mısır seferinden vazgeçerdim.”  diyerek Rabbine sonsuz hamd ü sena ettiğini…
                                                             -(Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö V. Yay, İzmir/1992, s. 36)

5)- Batıda ve Osmanlı'da Yalan
1717 - 1718 yıllarında İstanbul' da İngiliz elçiliği yapan G. Montagu nun hanımı Lady Montagu nun Osmanlı toplumundaki ticaret ahlakı ile alakalı hatıralarında, oldukça enteresan bir şekilde: "İngiltere'de yalancılar yaptıklarıyla öğünürler. Osmanlı'da ise yalan söylediğinden emin olunduğu zaman yalancının alnına kızgın demir basılıyor. Bu kanun eğer bizde uygulanırsa ne kadar güzel yüzün bozulduğu, ne kadar kibar sınıfına mensup kişilerin kaşlarına kadar inen peruklarla dolaşmaya mecbur kaldıkları görülür. diye yazdığını…
  -(Özel, Mustafa; 'Laay Montagunun Hatıralarında Osmanlı Toplumunda Ticaret ve Azınlıklar", Zaman Gazetesi, 31 Temmuz 1989)

6)- Avrupa'da Akıncı Korkusu
1534 yılında Viyana'daki St. Stephen Katedrali'nde Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyetin ihdas edildiğini…
Bu memuriyetin ancak 1956 yılında, Viyana Belediye Meclisince: “Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından, bu vazifenin lüzumu yoktur" diye bir karar alınarak iptal edildiğini...
                                                                                         -(Refik, ibrahim; 'Akıncı Millet" Sızıntı, sayı: 143, Aralık/1991 s. 479)

7)- Cennette Yer
Osmanlı Devleti'nin zirvelerde şahlandığı, akıncılarının Avrupa içlerinde at oynattığı bir dönemde, kilisede bir papazın vaaz verirken :"Dünya hakimiyetinin Türklere, fakat Cennet'in de kendilerine ait olduğunu... " söylemesi üzerine, bu taksime inanmayan cemaatin büyük bir ümitsizlik içinde: "Dünyada bize yer bırakmayan Türkler, hiç Cennet'te yer bırakırlar mı?" dediklerini..
                                                           -(Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Ötüken Yay. İst / 1990, 260)

8)- Hayal Müessesesi
Teb'asını "Emanetullah" olarak gören Osmanlı Devleti'nde, akıl hastalarına bimarhanelerde son derece şefkatle muamele edilip ceviz karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp musiki ile tedavi edildiğini.
Aynı dönemde Avrupa'da ise, akıl hastalarının ruhuna şeytan girmiş diye, diri diri yakıldığını. .
(Göze, Ergun; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay., İst/l987 )
İstanbul'daki bimarhaneleri giren Mongeri Pere'nin: "Burası Avrupa'nın asırlar sonra tahayyül edeceği bir hayal müessesidir dediğini ve Osmanlı'nın uyguladığı bu musiki ile tedavi metodunun ABD'de ancak 1956 yılında uygulamaya geçebildiğini …                                                                                                                         -(Öztuna,Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay, İst?1988, s 47)

9)- Milletlere Göre Fiyat Farkı
Osmanlı'nın son döneminde (1850) İstanbul'da uzun yıllar kalmış bir batılı tarihçi olan M A Ubicini'nin şehirde yaşayan değişik milletlerin karakter yapılarını öğrendikten sonra, hatıralarında: "Bir kaide olarak: Ermeni ye istediği paranın yarısını, Rum’a üçte birini, Yahudi’ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla alışveriş ettiğiniz zaman fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz" diye yazdığını…
                                                                                                     -(Kuran ve Mesajı, Kültür-Basın Yay. Birliği, İst?88 s. 77)

10)- Eşsiz Misafirperverlik
Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmış olmakla meşhur Comte de Marsigli'nin, Türk toplumunun misafirperverliği ile alakalı olarak : "Türkler hiçbir din farkı gözetmeksizin bütün yabancılara karşı son derece misafirperverdirler. Ana yollar civarındaki köylerde oturanlardan hali vakti yerinde olanlar öğleden evvel ve akşamüstü gezintiye çıkıp yolcu bulmaya çalışırlar. Eğer bulacak olurlarsa evlerine davet ederler ve hatta çok defa misafirin hangi evde ağırlanacağını tayin ederken kavgaya bile tutuşurlar." Dediğini…
                                                            -(Danişmend, İ Hakkı; Eski Türk Seciye ve Ahlakı, İstanbul Kitabevi, İst? 1983, s 127)

11)- İnsanlığın En Muhteşem Harikası
Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi profesörlerinden Hutterrohta :
"Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli kavimleri, Topkapı Sarayı'ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük değildi. Bu nasıl oluyordu?" diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht'un: "Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin'in sosyal yapısı üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım. Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öğle yemeğinden sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı, devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır" diye cevap verdiğini. . . 
                                                                               -(Niyazi, Mehmed;"Tarihe Saygı", Zaman gazetesi, 14 Temmuz 1992)

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...