YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 369. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

İMAN VE İMANA AİT ESASLAR (V)

  İMAN VE İSLAM

Maturidiye göre
Allah Rasulü, iman ve İslam’ı şöyle açıklamışlardır: “İslam, dışta ve görünürde; iman, içte ve kalpte olandır.”  Bu hadiste iman ve İslam bir şeyin iki yüzü gibi birbirinden ayrılmayan iki şey olarak tanımlanmaktadır. İmanla İslam’ın birbirinden ayrı ve bağımsız olmadığının en güzel delili şu hadistir: “İslam beş şey üzerine bina edildi: Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın rasulü olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekatı vermek, hac ve Ramazan orucu.” (Buhari, İman 8)
Bu meşhur hadiste beş madde var. Bunlardan dördü organlarla ilgili fiiller: Namaz, zekat, hac ve oruç. Geriye bir madde kalıyor ki, o da kelime-i şehadette  ifadesini bulan Allah’ın tekliğini ve Hz. Muhammed’in O’nun rasulü olduğunu ikrar. Dört madde, birinci maddeye endeksli. Şehadet olmadan ne namaz ve zekat, ne hac ve oruç olur. Yalnız bu beş madde arasında temel bir benzerlik var. O da bunların tümünün zahirde olup biten şeyler olması.
Hadisteki birinci madde yanıltmamalı. Zira orada  “iman etmek” değil; Kalpte meknüz imanın pratik yönü olan dil ile ikrar (şehadet getirmek)  şart koşulmaktadır. O halde İslam bütünüyle imanın dış yönü ve amele taalluk eden boyutudur. İslam, teslim olmak, Müslümanlardan sayılmak, şer’î hukuka tâbi olmak demektir.

Eş ariye göre
İslam, imanın aynısı değildir. Öyle olsaydı, Cebrail, Allah’ın Rasulü’ne bir  “İman nedir?”  bir de  “İslam nedir?”  diye ayrı ayrı sormaz ve Nebi  a.s da ayrı ayrı cevaplar vermezdi. Hem sorular, hem de cevaplar farklı ise, imanla İslam’ın birbirinin aynı olmadığına bundan daha güzel delil olur mu?  İmanı “Allah’a, meleklere, kitaplara, resullere, ahirete ve kadere iman etmek olarak tarif eden Allah Rasulü, kendisine İslam sorulunca ise: “Kelime-i şehadet getirmek, namaz, zekat, oruç ve haccı ifa etmek diye zikretmiştir. (Buhari, İman 47; Müslim, I, 161)

İki Görüşü birleştirme
İmanı, iç güvenlik olarak tanımlarsak; İslam da dış güvenliktir. Bu nedenle Allah Rasulü toplumsal güvenin sağlanmasında ferde düşeni  “iman”la değil;  “İslam”la tarif ederek buyurmuştur ki: “Müslüman, başkalarının, elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Buhari, İman 10) Bu da gösteriyor ki “İslam”, mü’min bireyin toplumla ilişkilerini belirleyen kavramlar listesinin başında gelmektedir.
Yani  “müslüman kimdir?”  sorusuna bu nasslardan yola çıkarak şu cevabı verebiliriz: İslam’a sarılıp kurtuluşa (selamet) eren, insanların da elinden ve dilinden selamette olduğu; varlığı, bireysel ve toplumsal barışın (selam) garantisi ve bu garantiyi, karşılaştığı her insana selam vererek peşinen taahhüd eden insandır.  “Bir adam Peygamberimize sordu:  ‘Hangi İslam daha hayırlıdır?’  Buyurdu ki:  “Açları doyurursun, ister tanı ister tanıma selam (barış ve güven taahhüdü) verirsin, işte en güzel İslam budur.” 
İslam’ın en güzel sembollerinden biri olan selamın günümüzde içi boşaltılmış bir şekilde geleneksel bir dil alışkanlığı olarak verilmesi yaygınlaşmıştır. Oysa selam, mü’minin mü’mine verdiği barış ve güven parolasıdır. Bu parolayı veren de alan da birbirleri için mü’min (güvenilir) kimselerdir. Birbirlerine karşı güven ve barışı –daha il etapta- taahhüd etmişlerdir. Bu nedenledir ki “selam”, aynı kökten geldiği  “İslam”ın bir tezahürü olarak ortaya çıkar. İslam da imanın bir tezahürüdür.

Hulasa: İmanla İslam arasındaki ilgi, imanla amel arasındaki ilginin aynısıdır. Halkın dilinde  “İslam’ın şartı”  olarak bilinen beş rükûn, ameli ilgilendiren  (şehadet, dilin amelidir) maddelerdir.
Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...