YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 36. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

ألسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ الّلَهِ وَبرَكَاتُهُ

DİNİMİZDE SELÂMLAŞMANIN EHEMMİYETİ
( I )

İslâm dîni, insanlar arasındaki münâsebetleri en güzel şekilde te’sîs etmiş ve bu husustaki vazîfeleri gâyet açık olarak göstermiştir. Toplu halde yaşayan insanların yolda, evde, işyerinde ve mescidde karşılaştığı müslüman kardeşine karşı adabı muâşeret ve islâmî vecibelerden biri de “selâmlaşmak”tır.

Selam Nedir?

Sözlükte: Barış, rahatlık, mutluluk ve huzur manalarına gelir. İslam Terminolojisinde: Müslümanların birbirleriyle karşılaştıkları zaman, birinin diğerine " سَلَامٌ عَلَيْكُمْ = Selâmün  Aleyküm" (Selâm sizin üzerinize olsun, Allah, her türlü kazâdan ve beladan korusun!) demesi; diğerinin ise: " وَعَلَيْكُمْ ألسَّلَامُ رَحْمَةُ الّلَهِ وَبرَكَاتُهُ =Ve aleykümü's-selâm ve rahmetullahi ve berekatüh" (Allah'ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de Üzerinize olsun!) şeklinde cevap vermesidir.
Ayrıca Allâh-ü Teâlâ’nın güzel isimlerinden birisi de “سَلَامٌ = SELAM”dır. Yani: Selamı yaratan, başlatan, veren ve alan demektir. Buna göre: İnsana selamet ve saadet bahşeden  –yeğane-  Zat O’dur. Nitekim Cennet, onun Selam sıfatının tecelligahıdır. O sebepledir ki Cennet’in bir adı da: “ Daru’s-selamdır  = Selamet yurdu”. Çünkü Cennet ehli, Cennet’in kapısına gelince, ilgili melekler tarafından onlara: وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ  = Önce “ Selamün aleyküm” sonra hoş geldiniz denilerek içeriye buyur edilecektir. (Zümer,73) Bütün Cennet ehli tamamen Cennete girdikten sonra da bizzat Hz. Allah tarafından: سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ   = Çok merhametli olan Rabbınızdan size selam olsun” denilecektir.” (Yasin, 58) İşte o andan itibaren gerçek mutluluk –bir daha bitmemek üzere- başlamış olacaktır.
İslamda Ezan-Kamet, nasıl ki “tevkıfi” yani değişmiyor; Dünyanın her tarafında “orjinal” kelimeleriyle okunuyor ise, Selam da böyledir. Binaen aleyh başka kelime, dil ve ifadelerle selam verilmiş veya alınmış olmaz. Mesela: Merhaba, günaydın, hayırlı veya iyi günler, Hello gibi kelimeler, dini ve gerçek selamın yerini asla tutmaz. Ancak Milli veya seküler duyguların ifdadesi olur. Hatta yalnız “Selam” demekle dahi yerine getirilmiş olmaz. İllaki alırken: “سَلَامٌ عَلَيْكُمْ ” = Selâmün  Aleyküm ; verirken de:  “ وَعَلَيْكُمْ ألسَّلَامُ = Ve aleykümü's-selâm” denilmesi, selamın olmazsa olmaz şartıdır. Ve rahmetullahi ve berekatüh" diye eklemek ise daha güzel ve faziletlidir.

Selamın Tarihi Seyri

Selâm alıp vermenin tarihi, en az, insanın yaratılışı kadar eskidir. Bir Hadîs-i Şerifte beyân edildiğine göre: “Cenâb-ı Hak, Hz. Âdem(as)’ı halk ettiği zaman kendisine “Git de oturmakta bulunan şu melekler topluluğunu selâmla. Ama (cevaben) verecekleri selâma dikkat et. Çünkü o, senin ve zürriyetinin selâmı olacaktır.” buyurdu. Âdem a.s.  “Esselâmü aleyküm” deyince, Melaike-i Kiram “ve aleykes-selâmü ve Rahmetüllahi ve berakatühü” diye mukabelede bulundular.
Tarih boyunca insanlar Tevhit ve İlahi vahiyden uzaklaşınca, Ebu’l-Beşer (insanlığın babası) Hz. Âdem’in meleklerden telâkkî ettiği selâm yerine; her milletin kendi arasında bir takım söz ve hareketler peydah olmuştur. Mesela: Hıristiyanlar, birbirini selâmlayacağında elini ağzına koymakta; Yehûdiler, elleriyle işâret edip baş eğmekte; Mecûsîler, iki büklüm olup eğilmekte ve Cahiliyet devri arabları da “Allah sana hayat versin” mânâsına gelen “Hayyâkellah” sözünü, selâm olarak kullanmakta idiler.
Tevhit ve Şeair (sembol) olan hususlarda, başka kültürlerle iştirak ve imtizacı (hiç bir zaman) asla kabul etmeyen İslâm Dîni, diğer milletlerin türedi söz ve hareketleriyle câhiliyyet âdetlerine iltifat etmemiştir. Kur’an-ı azımüş-şanın talimi,  Sünnet-i Rasülün tatbîki ile yeniden ihya edilen selâm, İslamın simgesi olarak asıl şekli ile bugüne kadar muhâfaza edile gelmiştir. Gayri İslami mihrakları tedirgin etse de bütün Müslümanların parolası olan “Selam” bu fonksiyonunu ila yevmi’l- Kıyame (kıyamete dek) sürdürmeye devam edecektir. Çünkü, hiçbir ahval ve şaraitte, bundan taviz verilemez; yerine de başka ucube şeyler ikame edilemez.

Selamın Dini Hükmü

İslâma göre selâm vermek Sünnet-i kifâye, almak Farz-ı kifâyedir. Fakat selâm vermek, bir farzın işlenmesine vesile olması ve İslâmî bir şiârın (parolanın) ihyâsına hizmet etmesi cihetiyle, almaktan daha hayırlıdır. Zîrâ selâm veren, işlediği sünnetin sevabını kazandığı gibi vukuuna sebep teşkil ettiği farzın sevablarından da hisseyap olur.
Nitekim Peygamber Efendimiz (sav): “İnsanların Allâh’a göre en sevimlisi, selâma ilk başlayandır.” buyurmaktadırlar. Yüce Rabbimiz, Kur’ân-ı Kerîm’in birçok yerinde biz kullarına selâm vermiştir. Selâm bir Sünnet-i Muhammedî olduğu gibi, diğer Peygamberlerin dahi sünnetidir.

Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...