YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 294. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

TABİİN DEVRİNİN ALLAMESİ HASAN-I BASRÎ (21/641-110/728)
(XII)

3. Fesâhat ve Beyan Kabiliyeti
Lügat âlimi ve kırâat-ı seb’a (yedi kırâat) imâmlarından Ebû Amr el-Alâ’ el-Basrî’nin, onunn fesâhatı hakkındaki görüşü şöyledir: “Haseni Basri ve Haccâc’tan daha fasîh konuşanı görmedim.” Talebesinden İbn Avn ve halk da fesâhat ve garîb kelimeler üzerinde muktedir olması yönünden onu, meşhur şair Ru’be ile karşılaştırır.
Mizaç, amel, İslâmî incelik açısından Haseni Basriye ters düşen Haccâc ibn Yûsuf es-Sakafî, onu, insanların en iyi hatibi olarak takdim ederek  hakkında beslediği takdir duygusunu gizleyemiyor; sebebini açıklarken de “İstediği zaman konuşur ve istediği zaman susar.” Diyor.
Arap olmadığı halde, Arap diline bu derece vâkıf olmasını ve onu en güzel bir şekilde kullanmasını; yukarıda işaret edildiği gibi, Hazret-i Ümmü Seleme’den süt emmesine bağlayanlar olmuştur; ancak bu konuda, dinî gayretinin de önemli bir rol oynadığını unutmamak gerekir. Çünkü o, lisan ile Kur’ân-ı Kerîm arasında bir irtibat kurmuş “Onları lisan bilmezlik helâk etti; zira, Kur’ân’ı (esas) tevilinden başkasıyle tevil ediyorlar.” demiştir.
Yine biri ona gelip “Ey Ebû Sâid, bir adam Arapça’yı öğrenerek, onunla mantığını güzelleştiriyor ve kırâatını düzeltiyor; (buna ne dersiniz?)” dedi. O da: “Güzel! oğlum, onu öğren; çünkü insan, âyeti okur ve ona) murad olunan manasına çok uzak) bir mana verirse helâk olur.” şeklinde cevap verdi.
Görüldüğü gibi o, lisana hakim olmayı ve onu, kaidelerine göre kullanmayı, dinî bir görev saymıştır. Bununla beraber, kırâatının bir kısmı şâz; yani sahih kırâatın bazı şartlarını taşımadığı için lâhn (yanlış) kabul edilmiştir.
Hasan-ı Basrî, hitabet kudreti sayesinde toplumda, yüksek bir mevki elde etti. Böylece, prensip ve görüşlerini, fertlere kabul ettirmesi kolay oldu. Onun fikirleri etrafında, büyük bir topluluk meydana geldi. Halk, onun konuşma ve fikirleriyle âdeta büyülenmiş gibiydi. Hemen her hususta, onu imam ve rehber ediniyor ve onunla iftihar ediyorlardı. Şehre bir vali veya devlet görevlisi gelse, onun ilminden ve fikirlerinden faydalanmak ihtiyacını duyuyordu. Acaba o mübarek zatı toplum nazarında, bu yüce makama çıkaran, sadece ilmi, yaşayışı ve özellikle hitabet kudreti miydi?

Hemen ifade edilecek olursa, onu, muasırlarından ayıran belli başlı özelliklerinden biri de hitabelerindeki mevzu ve üslûp farklılığıydı. Konuşmalarında hemen her ilimden bahsetmekle beraber, ölüm, cehennem, dünyanın fânîliği ve nefsi tezkiye gibi konular ağır basıyordu. Hutbelerinde, dünyanın geçici olduğunu; insanın Allah’ı bilmek ve ona ibadet etmek için yaratıldığını; nefsin, insanı mahkûm ettiğini ve kulun gerçek hürriyete kavuşmasının, ancak sünnete uymakla mümkün olacağını; ömrün sınırlı olduğunu, onun için, bu dünyada fırsatları iyi değerlendirmesi gerektiğini; ahiret âleminde, insanın ancak, dünyada yaptıkları ile başbaşa kalacağını; önümüzde, büyük bir hesap günü olup, sonunda cehenneme gitmek gibi bir gerçek durduğunu, halbuki azâbın çok çetin ve elîm olduğunu; sahâbenin sünnetin uygulanmasından başka bir tasaları olmayıp, günlerini ilim, cihâd ve tefekkürle geçirdiklerini; İslâmî ruh ve yaşayıştan uzaklaşıp, dine şekilde bağlı kalmanın, insanın saâdet ve kurtuluşa ermesine yetmeyeceğini ve gerçek kurtuluşa erebilmek için Kur’ân-ı Kerîm’i, bir sahabî gibi okuyup, tefekkür etmekle ve neticede çok korkmakla mümkün olacağını, söylüyor ve bu mevzular, nefislerde büyük bir icra-i tesir ediyordu.
Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...