YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 290. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

TABİİN DEVRİNİN ALLAMESİ HASAN-I BASRÎ (21/641-110/728)
(VIII)

c) Allah’ı unutturan dünyayı kötülemesi
İnsanoğlu yaratılış gayesine uygun olarak Allah’a kulluk etmesi, yani O’nun birliğini kabul ederek, bildirdiği esaslar dairesinde hareket etmesi gerekirken, tam bir sorumsuzluk içinde, nefsanîliğin korkunç tuzağına düşmüştür. Âdeta kadere ve Allah’ın taksimatına inanmıyormuş gibi, kardeşinin elindeki mala göz dikmiş, kıskançlık hastalığına yakalanmış ve cemiyet hayatında, kardeşlik bağlarını koparan ve fertlerin birbirlerine, kin ve düşmanlık dolu duygularla bakmalarına sebep olan, dolayısıyla toplumun huzur ve sükûnunu ihlâl eden gıybet, çekiştirme, söz taşıma gibi illetlere tutulmuştur.
Diğer taraftan, sanki bu dünyada bâki kalacakmış gibi, hırsla mal depolayıp bunun birazını olsun, fakirlere vermeyen; yetim ve kimsesizler hakkında, kalbinde bir acıma hissi duymayan ve bir makama geçtiğinde, halkı küçük gören, insanların şeref ve haysiyetini hiçe sayarak, teb’asına hakaret eden, hatta zulmeden insanoğlu, İslâm’ın kendisine verdiği emanetlere ihanet etmiş, İslâm ile olan râbıtasını bir bir kopararak, Allah’tan uzaklaşma yolunu tutmuştur.
İşte Hasen-ı Basrî’nin dünya diye isimlendirdiği, bu yol ve tutumdur. Başka bir ifade ile evlât, zevce, hatta ilim dahi olsa, insanı, İslâmî bağlardan çözerek, devamlı kötülüğü telkin eden nefsini azizleştiriyorsa, o, dünyadır!
 Ömer ibn Abdilaziz’e yazdığı uzun bir mektubunda, dünyayı geniş bir şekilde açıklarken, “Dünyayı aziz tutan, zelîl olur; dünyalık peşinde koşan, fakir döşer. O, bir zehir gibidir; bilmeyen onu yer de helâk olur.” demiş ve “Ey mü’minlerin emîri, ondan sakın; zira ona kıymet verenler, ne zaman sevinirlerse, hemen arkasından bir sıkıntı ile karşılaşırlar.”  şeklinde uyarıda bulunmuştur.
Mektubunda, âyet-i kerimelere de temas ederek “Eğer onu yaratan Allahü taâlâ, onun bu tehlikelerini haber vermese, hakkında darb-ı meseller ortaya koymasa ve ondan uzaklaşmayı emretmeseydi bile o, bizzat uykudakileri uyandırır ve gaflette olanları ikaz ederdi; oysa Allah, ondan menetmiş ve bu konuda mev’izalar vermiştir.” demiştir. ( Ebû’l-Ferec Abdurrahmân İbnu’l-Cevzî, el-Hasenu’l-Basrî. s.54;)

 d) Nefsi tezkiye şekli
Acaba insanoğlu, dünya hırsına düşkün ve kötülüğü emreden nefsin hegemonyasından nasıl kurtulup, mevlâsının râzı olduğu müstekîm yola girecektir? Bu hususta onun tespiti şöyledir: “Azgın atın geme ihtiyacı, nefsin geme ihtiyacından, daha şiddetli değildir.” diyerek, onun, zaptı zor şer bir kuvvet olduğunu ifade ettikten sonra, “Bu azgın nefsi gemleyiniz; ona isyan ediniz, şayet ona itâat ederseniz, o, sizi kötülük uçurumuna atar. (Onun şerrinden korunmak için Allah’ı) zikrediniz.” şeklindeki açık beyanı ile, ondan korunma çarelerinden birini göstermiş oluyor. (Câhiz, el-Beyân ve’l-tebyîn, I,297-298.)
Bu hususta önemli olan, âyet-i kerimede de işaret edildiği gibi, kişinin kalb-i selîme[555] kavuşmasıdır.
   إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ (Şuara, 88-89)   Böyle bir kalbe kavuşabilmek için de insanın kalp, göz ve kulağından[556] gaflet perdelerini yırtan zikre yönelmesinin şart olduğunu, Ra’d sûresi’nin 28. âyetinden anlamak zor değildir; çünkü bu âyette, kalplerin huzur bulması zikre bağlanmaktadır.
Fakat mesele burada nihâî çözüme kavuşmuş olmuyor; nefsinin ağına düşmemek için, insanın hayatı boyunca onu, mürâkabe ve muhâsebe sistemiyle, devamlı kontrol altında bulundurmak zorundadır. Ve bu konuda: “Kim, nefsini dünyada hesaba çekerse, âhirette onun hesabı hafîf olur; kim onu hesaba çekmezse, âhirette onun hesabı çok zor olur.” diyerek, murakabenin şart olduğunu söylüyor ve mü’minin; nefsine hoş gelen bir şey gördüğünde “Vallâhi, sen benim hoşuma gidiyorsun ve istediğim şeysin; fakat seninle benim aramda bir engel vardır.” şeklindeki oto-kritikle, bir işi yapmazdan önce; şayet insanlık gereği bir kötülük yaparsa, “Bununla ne istedim; Allah’a yemin ederim, bunda özürlü değilim; yemin ederim, inşallah bir daha buna asla dönmiyeceğim.” sözleriyle de amelden sonra, nefsini nasıl yargılaması gerektiğini, bize göstermiş oluyor.
İşte bu muhâsebe (otokritik) insanı, başkalarının ayıplarıyla uğraşmak yerine, kendi ayıplarını görmeye ve onlarla meşgul olmaya yöneltmek gibi bir netice verir. Hasan-ı Basrî bunu şöyle dile getiriyor: “Âdemoğlu, sende olan bir kusurla, insanları ayıplayıp dururken, asla imanın hakikatına erişemezsin; hatta, kendindeki bu kusuru düzeltemedikçe, başkalarındakini düzeltemezsin. Eğer kendi kusurlarını ortadan kaldırmakla uğraşırsan, işte sen, Allah’ın en sevgili kullarından biri olmuş olursun.[ Gazâlî,  İhyâu ulûmi’d-dîn, III,86.]”

Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 20!
Derneğimizin 2018-2019 Eğitim yılında lisans öğrencilerine sağlayacağı burs başvuruları 15 Ekim 2018 tarihinde başlayıp 15 Kasım 2018 tarihinde sona erecektir. Burs başvuru formuna derneğimizin sitesinden ulaşabilirsiniz. Formu doldurup Dernek merkezine veya kargo posta yoluyla ulaştırabilirsiniz. Başvurulardan sonra değerlendirme yapılıp burs almaya hak kazananlara bilgi verilecektir. Başvuru Formu için tıklayınız.