YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 285. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

TABİİN DEVRİNİN ALLAMESİ HASAN-I BASRÎ (21/641-110/728)
(III)

 6)-  Günlük Yaşayışı
Hasen, ailesine her gün et için yarım dirhem; şâyet fiatlar yükselmişse bir dirhem veriyordu[286]. Et suyu çorbası yapmak için bir gün olsun, evinin etsiz kalmadığı rivâyet edilmektedir; ancak maaşı kesildiği zaman, çorbası iç yağı ile yapılmıştır. Evine gidip gelenlerden biri, Hasen’in evinde, et suyu kokusundan daha güzel bir şey duymadığını, bildirmektedir. Hasen, bazan hurma tatlısı yiyor ve fâlûzeci seviyordu; hatta, birinin fâlûzec hususunda onu ayıplaması üzerine, “Bal ve hâlis yağın, buğday unu ile karıştırılarak pişirilmesidir; bunu hiç bir müslüman ayıplamaz!” demiştir. Sevîk (hoşaf) içtiği de olmuştur. Yemeklik için parayı esirgemiyordu. Birisi ona, “Bu yemekler için çok harcıyorsun!” dediğinde, “Taâmda israf olmaz.” şeklinde cevap vermiştir.
Bu bilgilerden anlaşılacağı üzere Hasen, Cenab-ı Hakk’ın verdiği birçok helâl rızıktan faydalanmıştır. Ancak bunu, bazı âyetlerde zemmi edilen isrâfa düşmeyecek ölçüde yerine getirmiştir. Zira o, ileride “prensipleri” açıklanırken görüleceği gibi, hareketlerini Kur’ân-ı Kerîm’e ve Hazret-i Peygamber’in sünnetine uydurmayan bir müslümanın, nifâk içinde olacağını söylemiş ve hayatını da bu anlayışa göre tanzim etmiştir.
Câhiz’in rivâyetine göre, asla tek başına yemek yememişti. Bu cömertlik örneğini, başka bir prensibiyle şöyle bütünleştirmiştir: Allah’a yemin ederim, parayı herşeyin üstünde tutan, zelîl olur.
 Basra’da mütevazi bir evde yaşadı. O zaman evlerin çoğu ahşaptı. Sonra yavaş yavaş kerpiçle yapılmaya başlandı. Hasen’in ömrünün çoğu, bu ev ile mescitte geçmiştir. Böylece onun iki meclisi olmuş oluyordu. Mescitteki meclisi, umumî idi; ona herkes gelebiliyor ve orada her ilimden konuşulabiliyordu. Evindeki meclis ise, hususîydi; daha ziyade, ihvân (kardeşler) ismini alanlar, oraya gelebiliyorlardı.
Ancak bazan buna riâyet edilmeyip, evi misafirlerle dolup taşıyordu. Hatta öyle zamanlar oluyordu ki, sabahın erken saatlerinde gelmiş olanlar, bir türlü evden ayrılmıyorlardı. Bir defa oğlu onlara, “Şeyhi biraz rahat bırakınız; onu çok yordunuz; zira daha bir şey yememiş ve içmemiştir”, dedi. Hasen bu müdahaleyi yerinde bulmayıp “Sus, Allah’a yemin ederim ki, onları görmekten gözüme daha güzel gelen bir şey yoktur!” diyerek oğlunu azarladı.

 7)- Geliri
Devletten maaş alıyordu. Fakat onu, hemen muhtaçlara dağıtıyor; şiddetle ihtiyaç duyduğu kadarı dışında, ehline bir şey bırakmıyordu. Maaşı kesildiği zamanlar, geçim sıkıntısından, çok zor durumda kaldığı olmuştur.
Gelir kaynaklarından biri de Devlet adamlarının ve dostlarının verdiği hediyelerdi. Ancak, her evine gelenden hediye kabul etmediğini de kaydetmek gerekir. Bu hususu, şu olay çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır:
Horasan’dan gelen bir adam, meclisinden ayrıldıktan sonra, içinde beş bin dirhem ve güzel on elbise olan hediyeyi uzatarak, “Ey Ebû Sa’îd, bu nafakan, bu da elbisendir!” demesi üzerine; Hasen, bu sözün söyleniş biçimini ve tavrı uygun bulmamış olacak ki, “Allah’ü taâlâ sana sıhhat ve âfiyet versin; nafakanı ve elbiseni beraberinde götür; bunlara bizim ihtiyacımız yoktur; benim yerimde olan biri, bu gibi şeyleri halktan kabul ederse, kıyamet günü hiçbir şeyi olmadığı halde, Allah’ü taâlâ’nın huzuruna çıkar.” diyerek reddetmiştir.

8)-  Şekli-Şemaili ve Davranış Özellikleri
Hasan-i Basrî’nin şemâili / fizikî ve ruhî portresi de şöyle verilebilir:
Hasen uzun boylu, kalın kemikliydi. Asmeî, babasından rivâyeten, Hasen’in el bileğinden daha geniş olan birini görmedim; eni bir karıştı, demektedir. Yüzü güzel, uzuvları mütenasipti; hatta İbn Hallikân, Basra ehlinin en güzeliydi, kaydını koymuştur. Zehebî’nin naklettiği bir olay, bu hususu doğrular mahiyettedir: Yirmi yaşında, ilim talep etmek için Basra mescidine gidip gelirken, onu gören bir kadın, cemaline meftun olmuştur. Âsım el-Ahvâl (ö.142/759) Şa’bî’ye gelerek, “Bir hâcetin var mı? Basra’ya gidiyorum.” dediğinde, “Evet, oraya vardığında benden Hasen’e selâm söyle!” dedi. Âsım da onu tanımadığını söyleyince, “Basra’ya girdiğinde, bak, gözüne en güzel gelen adama benden selâm söyle.” dedi. Ve dediği gibi hareket ederek, selâmı yerine ulaştırmıştır.

Ancak bu güzellik bir tarihte, bineğinden düşmesi sonucunda burnunda meydana gelen bir ârızayla gölgelenmiştir. Gözleri mavi ve gür sesliydi; hatta bazen dinleyiciler, ona güç yetiremiyorlardı. Sakalını uzatıyor ve bazı fukahanın yaptığı gibi, bir kabzadan fazlasını almayı (kesmeyi) kerih görüyordu. Bıyığını iyice kısaltmazdı.
Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...