YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 20. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

NUSAYRİLİK ve NUSAYRİLER (I)

Giriş

Dört seneden beri Beşar Esed denilen herif-i na şerif, Suriyede 200 bin sünni Müslümanın kanını döktü, hala da dökmeye devam ediyor. Üç milyon insanı da vatanından ve ocağından etti. Aynen; cani, katil, zalim ve insan düşmanı babası Hafız Esedin Halepçe, Hama ve Humusta gözünü kırpmadan kimyasal silah kullanarak yaptığı gibi. Peki! Yaptıkları işkence, zulüm ve katliamlarla Firavn ve Nemrutlara bile pes dedirtecek, Canavarların dahi korkup kaçacağı bu baba-oğul ve Esed ailesinin mensubu olduğu Nusayrilik denilen fıraksiyon nedir? Nasıl bir inanç ve yaşama tarzına sahiptirler? Anlattığımızda Suriye olaylarının arkaplanı ortaya çıkmış olacaktır.
Mezhepler tarihine baktığımızda, Ehli Sünnet ve Ehli bidat diye mezheplerin ikiye ayrıldığını hemen görürüz. Ehli Bidat ve dalalet mezheplerinin çoğu kısmını Şia ve türevleri oluşturur. Şiiler de: Ilımlı ve Fanatik diye başlıklara ayrılır. Ilımlı ve mutedil olan alevi mezhepleri: Caferilik, Yezidiliktir. Aşırı ve fanatik olup her hususta militanca görüş ve tavırlar sergileyen Şii fraksiyonlar ise: Batınilik, Nusayrilik ve Lübnan’daki Dürzilerdir. Gulat-ı Şia (aşırı uç alevi mezhepleri) denilen bu abuk-sabuk ideolojik tavırlarını bir de İslam kaşesiyle damgalayan fırak-ı dallenin( sapık fraksiyonların) müşterek inanç özellikleri şunlardır:
a)- Teşbih: Allahı insana; Hz.Aliyi de Hz. Allaha benzetirler.
b)- Hulül: Allahı, imamların içine girdiğini söyleyerek Onların Allah ile birleştiğini iddia ederler.
c)- Tenasuh: Reenkarnasyon denilen ruh göçünün vukuunu söylerler.
d)- İbaha: Bütün haramları ve farzları mübah görmek.
Buna göre: İslama ait ne kadar inanç esasları ve emir-nehiy varsa hepsini tarumar etmişlerdir. İşkembe-i kübralarından kendilerine göre yeniden helal-haram dizayn ederek Bazı ayin ve ritüellerini yegâne din haline getirmişlerdir.
Yeri ve münasebeti geldiğinde Ehli Sünnet ve diğer mezhepleri de anlatacağız. Ancak bu sefer, kangren olmuş Suriye’deki, tek dişi kalmış canavar medeniyetin ve gıkını bile çıkarmayan dünyanın gözleri önünde ceryan eden, işkence ve katliamın anlaşılmasına medar olması için Nusayriliğin maskeli ve gerçek yüzünü anlatacağız. En kısa zamanda da Ilımlı Şii mezheplerinden Yezidiliği… İnşallah!

Nusayrilik

Çoğunluğu Suriye'de yaşayan aşırı bir Şiî-Batinî fırkası. Batinilik gibi çıfıt fırkalardaki ortak husus, çift karakterli olmalarıdır. Birisi kendi içlerinde yaşadıkları hayat, diğeri de dışa karşı toplum içindeki hayatlarıdır. İşte Nusayrilik de böyle sapık ve çift yönlü bir fırkadır.
Nusayriliğin kurucusu İbn Nusayr, Şiî-İmamiyenin (İran Şia’sı ki bunlara Caferi dahi denir) onuncu imamı olan Ali en-Nakî hayatta iken;
“Onun peygamber olduğunu hatta daha ileri giderek ilahlığını iddia ederek hakkında aşırı görüşler serdetmiştir.Yine O, haramları helal kılıyordu, demiş ve tenasühten de söz etmiştir.
Bir rivayete göre de: İbn Nusayr kendisinin, İmamiyye'nin onbirinci imamı Hasan el-Askeri'nin (260-873) "bab"ı olduğunu ileri sürmüştür. Onun vefatıyla oğlu Muhammed b. el-Hasan'ın mehdiliğini kabul etmiştir (E.Ruhi Fığlalı,Çağımızda İtikadi İslam Mezhebleri, s.143, )
Genellikle Suriye bölgesinde yayılmış bulunan Nusayriler, Karmatilerin 291 (903) yılında Suriye'yi ele geçirmesi üzerine, bir kısmı Suriye'de kalırken bir diğer kısmı ise, Antakya civarına çekildiler. Özellikle Nusayrilik Hamdanilerin Suriye'ye egemen olmasıyla bu dönemde büyük bir güç kazandılar. Zira Hamdani komutanları bu mezhebe girmiş ve yaygınlaşması için uğraşmışlardır.
Selçuklular döneminde Malazgirt savaşını (463/1071) takiben, Nusayriler Antakya'yı ele geçirmişlerdi. Frankların 492 (1098) yılında bölgeyi işgal etmeleri üzerine bir süre onların hâkimiyetleri altında kaldılar.
Haçlı seferleri esnasında Haçlı ordularına yardım etmiş ve Müslümanların aleyhine Hristiyanlara destek olmuşlardı. Bundan dolayı Selahaddin Eyyubî tarafından cezalandırılmışlardır. Aynı şekilde Memluklular aleyhinde Moğollara yardım ettikleri için Memluklu Sultanı Baybarsla da araları iyi olmamıştır.
Nusayriler, bölgede sırasıyla hüküm süren, Selahaddin Eyyubi, Haçlılar, İsmaililer ve Moğollar'dan sonra Yavuz Sultan Selim'in 922 (1516) yılındaki Mercidabık Zaferi ile Suriye'yi ele geçirmesi ile daha sonraki devirlerde de aynı bölgede varlıklarını sürdürdüler.
Nusayrilerin hemen hemen her devirde ve özellikle Osmanlı Döneminde varlıklarını sürdürmelerinde iki önemli faktör bulunmaktadır: Biri Şia’daki “takiyye” gibi çift karakterli olup Bukalemun vari hareket etmeleri. Nitekim sıkıştıklarında Müslümanlığı teleffuz edip cami yapmışlar, ezan okumuşlar ama namaz kılmamışladır.
Diğer faktör, Osmanlı Devletinin, hükmü altındaki bölgelerde her inanç ve ırktan olan kavimlere gösterdiği aşırı müsamaha anlayışıdır. Zaman zaman Osmanlılara karşı isyan etmelerine rağmen II. Abdülhamid Han, onları resmen bir mezhep olarak kabul etmişti.
Bugün Suriye ve çeşitli bölgelerde, Hatay, Tarsus, Adana, Fırat boyları ve Lübnan'da yaygın olan Nusayrilerin sayısı yaklaşık 350-400 bin civarındadır. (L.Massignon,İ.A."Nusayriler"mad.)
Diğer birçok itikadî fırkada olduğu gibi Nusayrilik de kendi arasında çeşitli fıraksiyonlara ayrılmıştır. Bunların da dört kolu vardır ki; Haydariyye, Şimaliyye (veya Şemsiyye) Kilaziyye (veya Kameriyye) ve Gaybiyye'dir. Ancak bunlar: Şimaliyye ve Kıbliyye olmak üzere iki ana kol halinde yaygınlık kazanmışlardır.

Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...