YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 2. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

DİNİMİZDE KURBAN İBADETİ  ( I )

Kurbanın Anlamı ve Tarifi
Sözlükte yaklaşmak anlamına gelen Kurban kelimesi, Allah için malı feda ederek, Allah'a yaklaşmak,  teslimiyet ve şükretmenin fiilen ifadesidir. İslam terminolojisinde: Ma’dud (sayılı: Zilhiccenin 10-11-13. ) günlerde, muayyen bir hayvanı, ibâdet kastıyla (sırf Allah için) usûlüne uygun olarak kesmek veya bu şekilde kesilen hayvanın adıdır.

Kurbanın Hükmü
Meşruiyeti: Kitap, Sünnet ve İcmâ-ı Ümmet ile sabittir. Allah Teâlâ'nın Kur'ân-ı Kerîm'de; "Rabbin için namaz kıl ve kurban kes" (Kevser, 108/2), Hz. Peygamber s.a.s'in de "İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” şeklindeki ifadeleri konunun önemini ortaya koymaktadır. (İbn Mâce, Edâhı, 2)
Yine 15 asırdan beri bütün Ehl-i Sünnet vel- Cemaat ulaması, Kurban’ın “Şeair-i İslamiyeden” olduğunu ittifakla kabul etmişler ve bütün Müslümanlar da bu ibadeti ekseriyetle yapagelmişlerdir.
Binaen aleyh bu ve benzeri nasslardan hareket eden Hanefi fukahâsı kurban kesmenin “vacip” ; diğer üç mezhep ise “Sünnet” olduğu  görüşündedirler. (Serahsî, el-Mebsût, XII,1324-31,)

Kurban Çeşitleri
1)- Udhıye; Kurban Bayramının 1-2-3. günleri Müslümanların kestikleri kurbandır. İlk gün Bayram namazından sonra “Duha” ( Kuşluk) vakti kesilmeye başlandığı için iş bu adı almıştır.
2)- Hedy: Temettu ve Kıran Haccı yapanların kestikleri şükür ve ceza kurbanlarıdır. Şükür Kurbanı Bayram günlerinde “Mina”da kesilir. Ceza Kubanı ise Harem hudutları içerisinde her zaman kesilebilir.
3)- Nezir:  Her hangi bir işin olmasına bağlı nezredilen adak kurbanıdır. Mümkün olan en kısa zamanda kesilmesi grekir.
4)- Nafile: Müslümanların, nezretmedikleri halde çeşitli vesilelerle kestikleri kurbanlardır. Şu kısımlara ayrılır:
a)- Akika veya Nesike: Cenab-ı Hak, bir aileye çocuk nasip edince hayırlı ve sıhhatlı olması için 3. 7. günlerinde Ebeveynin kestiği kurbandır. Esasen 7 yaşına kadar her hangi bir gün ve yerde kesilebilir. Bir anlayışa göre bu kurbanın kemikleri elle kırılmadan sadece mafsallarından ayrılarak parçalanır.
b)- Hacc-ı İfrad Kurbanı: İfrad haccına niyet eden taşralı  Huccacın  bayram günlerinde Minada kestiği kurban olup nafiledir.
c)-  Ev, araba sahibi olan birisinin, hayırlı ve mübarek olması için kestiği kurbandır.
d)- Ölenin vasiyyeti olmadığı halde onun niyetine kesilen Kurban da nafiledir. İstenilen zamanda kesilebilir.
Kurban denildiği zamani, Bayramın 1-2-3. günlerinde kesilen, Udhıye anlaşılır. Diğer üçü ön sıfatlarıyla ifade edilir: “Adak, Akika, Ceza Kurbanı” gibi.
Ne var ki, hepsinin sıfatları, yeri ve zamanı değişse dahi Allah için kesilmeleri ile Kurbanlık hayvanda aranan şartlar ve kesilme şekli birbirinden farklılık arz etmez. Yani Kurban günlerinde Keçi veya Koyun kesilirken adakta üç aylık oğlak-kuzu veya horoz kurban edilmez.

Kurbanın Rüknü
Kesilecek hayvanın kurban sayılması için şu üç şartın tahakkuk etmesi lazımdır:
1)- Niyet: Kurban, Allah'a yaklaşmak maksadıyla ve yalnız O'nun rızası için kesilir. Allah'tan başkası adına hayvan kesmek haramdır. İş buna göre bir şeyi ( türbe, şahıs, mekanı) takdis ve tazim için kesilen hayvanların, bin defa “Besmele” bile çekilse, yine etleri yenmez, leş hükmündedirler. Bu yola tevessül edenleri Hz. Peygamber (s.a.s) "Allah'tan başkası nâmına hayvan kesene  Allah lânet etsin " şeklindeki ifâdeleriyle uyarmıştır. (Müslim, Edâhî, 43-45;)
Esasen bütün ibadetlerde “rıza-i Bari”  niyeti, onların olmazsa olmaz şartlarından olup buna ihlas denir. O yüzden İhlas, adeti ibadete çeviren bir ruhtur. İhlassız ibadet (ne kadar çok olursa olsun) yoktur. Ama ihlasla, azıcık bile olsa çoktur. Peygamberimiz şöyle buyuruyorlar: “Dinini ihlaslı yaşa, az bile yapsan, sana yeter. Binaen aleyh İbadetlerin çok olması değil, ihlaslı olması önemlidir. Ayet-i Kerimede ise: “De ki Habibim, Şüphesiz benim namazım, Kurbanım, dirim ve ölümüm, eşi-benzeri olmayan alemlerin Rabbı olan Allah’a aittir. Ben bununla emredilmişimdir. (En’am, 162-163)
2)- Besmele: Sadece kurban değil, yenilmesi helal olan, iki ve dört ayaklı, bütün hayvanların kesilmesinde besmele (Allah adını anma) şartı vardır. Av hayvanları için de tüfeği sıkarken yine “Besmele” çekilmesi icap etmektedir. Aksi halde mındar olurlar.
Nitekim: “Leş, akan kan, domuz eti, besmelesiz kesilenler ile ölmeden önce kesmemişseniz boğulanlar, bir yerine vurularak öldürülenler, düşüp aşağıya yuvarlananlar, başka hayvanlar tarafından süsülenler, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalananlar,  dikili taşlara (her türlü putlar adına ) kesilenler ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fasıklık (din dışı)dır.” Diye ilahi emir mevcut bulunmaktadır. (Maide,3)
3)- İraka-i dem: Kan akıtmak demektir ki kurban sayılması için hayvanın behemahal kesilmesi şarttır.

Kurban İbadetinin Tarihçesi
İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde (mahiyet itibariyle) Kurban vardır. Nitekim Hac suresinin 34.ayetinde: “Her topluma Kurban ibadeti kıldık” diye ifade buyurulmaktadır. Yine ilk insan Hz. Adem’in, (Habil ve Kabil isimli) iki oğlunun Cenab-ı Hakk’a kurban takdim ettikleri anlatılmaktadır.(El-Maide,27)
Ne var ki insanların dini telakkileri dejenere olunca, bütün ibadetleri gibi, kurban da bu yozlaşmaya, ne yazık ki, kurban edilmiştir.
Mesela Yahudilerde Kurban, ictimai ibadetlerin merkezinde yer alıp Kohenler (özel eğitimli din adamları) tarafından, mabedin avlusunda, icra edilirdi. Hatta bu ibadetin eksiksiz tahakkuk etmesi için özel teşkilatlar bile kurulmuştu.
Süleyman mabedinin Romalılar tarafından yıkılmasıyla (M.70) kurban askıya alınmıştır. Yahudiler, Tevrat’ta yer alan ama tedavülden kaldırdıkları her türlü ritüel (özel şekil ve keyfiyeti olan) ibadetler gibi, Kurban ibadetini de o gün-bu gün terk ederek onun yerine Sinagoglarda Ribbiler (Hahamlar) eşliğinde Tevrat, dua ve ilahi okuma ayinleri geliştirmişlerdir.
Hıristiyanlıkta ise: Allahın emri olan Kurban ameli, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesiyle (?) farklı bir boyut kazanmıştır. Zaten doğuştan suçlu olan insanın affı için İsa Mesih –bizzat- kendini kurban etmiş, başka bir kurbana hacet kalmamıştır. Bu inanç ve anlayış, Hıristiyanları, İlahi dinlerde yeri olmayan farklı kurban telakkisine götürmüştür.
İslam gelmeden önce İlahi dinlerin inanç noktasında olduğu gibi ibadetler hususunda da büyük bir sapma yaşayan cahiliye devrinin müşrikleri, ya ibadetleri tamamen kaldırmışlar veya  kendi bozuk anlayışlarına göre dizayn ederek İlahi maksad ve hikmete zıt bir duruma çevirmişlerdir.
Mesela Haccın İhram, Arafat, Müzdelife, Mina ve Mes’a safahatını yok ettikleri gibi Ka’beyi tavafı ve namazı da kendi batıl-fasit anlayışlarına uygun bir hale getirmişlerdir. O yüzden ayeti kerimede şöyle beyan edilmiştir: “O müşriklerin Ka’bedeki namazları sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibaret idi. (Enfal,35)  Nitekim  müşrikler, anadan uryan vaziyette kabeyi tavaf eder, bu esnada ıslık çalıp el çırparlardı. İslam geldikten sonra bile bu mel’anetlerini devam ettirerek Müslümanların Ka’bede namaz kıldıkları  esnada (ibadetlerine zarar vermek için) tempolarını arttırırlardı. Hattatevhidin sembolü olan Ka’benin içini lebalep putlarla doldurmuşlardı.
Müşrikler bütün bu sapıklıklarından Kurban ibadetini uzak tutamazlardı. Kurbanlar, Ka’bede kesilir, etlerinden kimse yemez, o şekilde bırakılarak kurda-kuşa yem olurdu. Sıcağın altında kalarak ağır kokusundan dolayı kimse Kabeye yaklaşamaz, Allah’ın evi mezbelelik olur, günlerce vahşi hayvanların istilasına maruz kalırdı.
Sanki bu içler acısı vahim durum yetmezmiş gibi bir de cahiliye halkı, kestikleri kurbanların kanlarını Ka’benin duvarlarına sürer bu şekilde oynar ve eğlenirlerdi. Günümüzde de araçlara ve çocuklara Kurban kanının sürülmesi o günün cahiliye izlerini taşıyan bir adettir.  İslam’da Kurban kesmek (Oruç, Zekat gibi) Hicretin ikinci yılında emredilmiştir. 

 Kurban kesmenin Vacip olma Şartları
1)- Müslüman olması: Gayr-i müslime ve ateiste hiçbir ibadet icap etmez. Önce iman, sonra ibadet gelir.
2)- Hür olması: Köleye, mahkuma ve esire Kurban, Cuma, Hac gibi ibadetler terettüp etmez.
3)- Mukîm olması: Kendi öz vatanında (vatan-ı aslisinde) veya aylar ve yıllardan beri yaşadığı yerde (vatan-ı ikametinde) bulunması. Şayet bir kimse Kurban Bayramının ilk üç günü 15 günden az, 90 km. den fazla mesafede olan bir yerde bulunursa ona kurban kesmek vacip olmaz. Bundan dolayı seferî olan hacılara kurban vücûbiyeti yoktur. Onların Minada kestikleri Temettu ve Kıran Haccının şükür Kurban’ıdır.  Ancak mukîm olan Mekkeliler için “Udhiye” (Her Müslümanın kestiği Kurban)nin vücûbiyeti düşmez.
Maamafih müsafir, kendi keser veya vekalet yoluyla kestirirse kurbanı olur. Ancak Eyyâm-ı nahr'da yolculuğa çıkan kişi, vakit çıkmadan mukîm olursa kurbanla mükelleftir. (Kâsânî, a.g.e., V, 63-64; el-Fetâva'l Hindiyye, V, 293).
4)-  Nisap miktarı : Sadaka-i  fıtır ile mükellef olmaktır. Bunun için: 85 gr. altın, ona eşdeğer paraya veya ticari mala ( bu günkü değerle 7.500 TL’ye)  sahip olması gerekir. Bu kadar imkana, bayramdan önce sahip olanlar ile Bayramın üçüncü günü güneş batmadan ulaşanların da kurban kesmeleri vacip olur.
Bir evde erkek ve kadından kimde mükellefiyet şartları oluştuysa kurbanı o keser. Diğerinin kesmesi icap etmez. Ama nisap miktarına ikisi de ulaştılarsa ayrı ayrı kurban kesmeleri lazım gelir. Zira Kurban ibadeti ferdi ve mali bir ibadet olup kadın ve erkek üzerine ayrı ayrı mükellefiyet terettüp eder. O itibarla kurban, Hanefilere göre, aile başına değil, fert başına kesilir.
“Karı-kocanın ayrısı-gayrısı mı olur, beraber kazanıp ikisi de aynı çanaktan yemiyor mu? Ha erkek kesmiş kurbanı, ha kadın” diyerek ailede kurbanı bir sene erkeğin, öbür sene kadının keserek münavebeli bir yol izlemeleri halinde, ikisine de o sene Kurban vacip değilse proplem yoktur. Hangisi keserse nafile kurban olur. Diğeri de borçlu değildir zaten. Aksi halde iki durum karşımıza çıkmaktadır: 
a)- İkisine birden o sene kurban vücubiyeti terettüp ediyorsa kesmeyen borçlu kalır.
b)- Sadece birisine kurban kesmek icap ediyor, ama sıra diğerindeyse, keseninki nafile kurban olurken, borçlu olan ise kesememiştir. Bu da kapıda alacaklı beklerken pencereden sadaka dağıtanın durumuna benzer.
5)-Akıllı ve bülûğa ermiş olma:  Bunda ihtilâf vardır. İmam Muhammed'e göre akıl ve bülûğ şarttır. Fetva bu görüşe göredir. Ancak İmam Azam ve İmam Ebû Yûsuf'a göre, böyle bir şart yoktur. Zengin olan çocuk veya delinin malından velîsi kurban keser (el-Fetâva'i-Hindiyye, V, 293).
Kâfirin kurban kesmesi vacip olmamakla birlikte Kurban kesme günlerinde müslüman veya bülûğa ermiş olanın kurban kesmesi gerekir. (Kâsânı, Bedaius-Sanayi’, V, 63; -Hindiyye, V, 293).

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...