YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 156. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

DİNİMİZE GÖRE AĞLAMANIN HÜKMÜ
(XII)

 4- Matem
Ölen kimsenin veya kaybolan şeyin ardından üzülme ve ağlama, yas, acı ve üzüntü. Cahiliye devrinde kocası ölen kadın, bir yıl mağaramsı bir kulübeye kapatılır, kimseyle temas etmez, yıkanmaz, saçlarını taramaz, tırnaklarını kesmezdi. Hatta bu devir Araplar arasında, ölümünden sonra kendisi için bağıra çağıra, iyiliklerinin sayılarak ağlanmasını vasiyet edenler bile vardı.
 Böyle yas tutmayı Hz. Peygamber (s.a.s) yasaklamıştır. Bu konuyla ilgili olarak bir hadiste şöyle buyurulur: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, kocasından başkası için üç gün den fazla ağlaması helâl değildir. Ancak kadın, kocasının ölümünde dört ay on gün ağlamasını sürdürür" (T. Sarih Terc. IV, 363).
Ölüm büyük bir olaydır. Böyle bir olaydan dolayı kişinin kederlenmesi, hüzünlenmesi normaldir. Hatta dinimiz, sessizce ağlamayı ve gözyaşı dökmeyi de makul görür.
Bir cenazede ağlayan kadına bağıran Hz. Ömer'e Peygamberimiz: "Bırak onu, ağlasın, muhakkak ki, göz yaşarır" buyurarak sessizce ağlayanın serbest bırakılması gereğine işaret buyurmuştur (İ. Mâce, Zühd 19, Cenâiz, 53).
İslâm'da ta'ziyenin, yani başsağlığı dilemenin süresi üç gündür ve üçüncü günden sonra taziye hoş görülmemiştir. Buna rağmen, Cahilî bir davranış biçimi olan matem, sonraki asırlarda önü alınamayan bir yayılma gösteren yerleşik bid'atlerden biri haline gelmiştir.

Milli Yas ve Matem
.Ayrıca, çağdaş cahili ideoloji ve sistemlerin bir anlamda ilâhlaştırdıkları ölmüş kişiler için tuttukları yas ve matem türü vardır. Devlet düzeyinde gerçekleştirilen bu matem tutma organizeleri sırasında belirli bir müddet hareketsiz ve dimdik bir şekilde yas tutulur, sirenler çalınır ve bayraklar yarıya indirilir.
Yine cenaze ve ölüm yıl dönümleri için düzenlenen matem merasimleri esnasında yas tutanlar, siyah renklere bürünürler. Bu davranışların anlamsızlığı ve İslam öncesi cahiliyet yaşamının çağdaş dünyaya yansımalarından biri oluşu, müslümanların bu tür davranışlara karşı duyarlı olmalarını gerektirmektedir.
İslâm, ölümü mutlak anlamda üzücü bir olay görmediği ve Allah Teâlâ'nın herkes için takdir buyurduğu bir olay olarak telâkki ettiği için ölçüleri dışında; bir açıdan ölenlere tapınmaya kadar varan matem tutmalara izin vermemiştir.
SONUÇ
İslâm’da bedenî, ailevî, dünyevî felâket ve acılara ağlamayıp sabır ve tahammül göstermek tavsiye edilmekle birlikte, bu durumlarda taşkınlık yapmadan ağlamak yasaklanmamıştır. Buna karşılık nevha veya niyaha yani isyanı andıracak şekilde bağırıp-çağırarak ve saçını-başını yolarak ağlamak kesin olarak haram kılınmıştır.
Kalben üzülmek ve gözyaşı dökmekte ise dinen mahzur yoktur. İslâm’da dinî his ve heyecanla ağlamak tavsiye edilmiş ve bu tür ağlamalar karşılığında büyük sevap vaad edilmiştir. Hadis Şeriflerde;
-Kimsenin olmadığı bir yerde Allah’ı zikredip ağlayan müminin âhirette Allah’ın özel lutfuna nâil olacağı;
-Allah korkusundan ağlayan kişinin cehennemden âzat edileceği;
Allah’ın, kalbi hüzünlü ve gözü yaşlı olanlara azap etmeyeceği;
Allah korkusundan ağlayan, harama bakmayan ve askerde nöbet tutan kimselere cehennem ateşinin haram olduğu belirtilmiştir.
Hz. Ömer, kız kardeşi Fâtıma’nın evinde dinlediği âyetlerin tesirinde kalarak ağlamış ve müslüman olmuştu (bk. İbn Hişâm, I, 230). Hz. Ebû Bekir’in de yufka yürekli olduğu, Sevr mağarasında ağladığı, Hz. Peygamber’in vefat edeceğini sezince gözyaşı döktüğü bilinmektedir ( Buhârî, “Fezâilü ashâbi’n-Nebî”,2; )  
İçinden gelerek ağlayamayanlara ağlar bir tavır takınmaları tavsiye edilmiştir ( İbn Mâce, “Zühd”, 6;). Bununla birlikte lüzumsuz, zamansız ve yersiz ağlamalar, riya sayılması ihtimali bulunan gözyaşları yasaklanmış ve bu türlü ağlamaların şeytandan kaynaklandığı bildirilmiştir (Müsned, V, 235).
Nevhanın ve ağıtçılığın yasaklanmasının sebebi de bu tarz ağlamaların din ve dünya bakımından zararlı oluşudur. İslâm’ın bu konudaki görüşü, olur olmaz şeylere ağlamamak, başkalarını kendine acındırmak için göz yaşı dökmemek, sabır ve tahammül ederek kendine hâkim olmak, yeri ve zamanı gelince de ağlayarak içini boşaltmak şeklinde özetlenebilir.
Bu dinî temele bağlı olarak özellikle tasavvufta hüzünlü bir tavır içinde bulunma ve ağlamaya büyük önem verilmiş, hatta ilk zâhid ve mutasavvıflar arasında bazıları bu halleriyle meşhur olmuşlardır.

.Öncelikle insanı yaratan ve ona sevdiklerini veren Cenâb-ı Allah'tır. Ölümle de insanın ruhunu kabzeden yine Allah olduğuna göre, Allah'a inanan bir mü'min, böyle bir musibet karşısında cahili bir takım duygu ve alışkanlıklarını yok etmesini bilmelidir. Hz. Peygamberimiz (s.a.s.) her hususta olduğu gibi ölüm karşısında da müminlere sabırlı olmalarını tavsiye etmiştir.
Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...