YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 152. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

          

DİNİMİZE GÖRE AĞLAMANIN HÜKMÜ
(VIII)

4)- Merhamet Gözyaşları
Kalp, merhamet ummanı ve şefkat deryasıyla buluşup coşunca artık insanın elinden bir şey gelmez, gözyaşları sular-seller misali akıp boşanıverir. Aynen sevgili peygamberimizin, annesi Hz.Amine’ nin kabri başında ziyareti sırasında tecelli eden dehşetengiz manzara gibi.
 Hicretin 6. Yılında (628) Hz. Peygamberimiz Umre için 1400 sahabesiyle Hudeybiye’ye giderken Ebva’ya uğradı ve annesinin kabrini ziyaret etti. Kabri düzeltti ve ağladı. Çünkü iki Cihan güneşinin, dünyanın en bahtiyar insanı mübarek annesini, altı yaşında iken minnacık elleriyle bizzat kendisinin emanet ettiği kabri başına gelince merhamet ve şefkat pınarının suları çağlayan olmuş çoktan o günlere gidivermişti:
    

Hz. Amine’nin Ebedi Aleme irtihali
Hz. Âmine, Kâinatın Efendisi oğluyla Medine'de bir ay kaldıktan sonra, Mekke'ye dönmeye karar verdi. Akrabalarıyla vedâlaşarak şehirden ayrıldılar. Çöl seccadesinde üç yolcu: Hz. Âmine, Şanlı Evlâdı ve Ümmü Eymen. Hepsinin de mânâ âleminde bir başkalık vardı. Kainatın en şerefli insanı ile Muazzez annesinin ruhlarını fırkat ve hasret rüzgârı dalga dalga kaplıyordu.
Henüz genç yaşta ve evliliklerinin daha ilk senesinde ebedî âleme yolcu ettiği kocasını hatırlayan Hz. Âmine'nin gözleri oluk oluk su akıtan bir pınarı andırıyordu. Peygamber Efendimiz de, aziz annesinin bu gözyaşlarına dayanamıyor, o da hüngür hüngür ağlıyordu. Sel gibi akan gözyaşları,  elbisesini ıslatıyordu.
Henüz yolu yarılamışlardı ki, alemlerin efendisi, insanlık tarihinin en şereflisi ve Rabbül_aleminin Muhammed Mustafası’nın annesi Hazret-i Âmine âniden rahatsızlandı. Peygamberimiz ve Ümmü Eymen'i bir telaş kapladı. Gittikçe şiddetini arttıran hastalık karşısında ne yapabilirlerdi? Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü yakınlarında bir ağacın gölgesinde konaklamaktan başka çare yoktu.
Hazret-i Âmine'nin dizlerinden güç-kuvvet çekilmişti. Kendisini tutamayarak âniden yere yıkılıverdi. Üstünü örttüler. Hz. Âmine, hastalığın şiddeti içinde ter; Sevgili Peygamberimiz ise, onu kaybedeceği ve annesiz kalacağı endişesi içinde gözyaşı döküyordu. .Ne yerde ses vardı, ne gökte nefes... Sanki herşey lâl olmuştu. Hz. Âmine yerde halsiz bir şekilde yatıyordu.
Bir ara, Peygamberimiz kendini toparlayarak, "Nasılsın anneciğim" diye sordu. Gönlü şefkat hazinesi olan o müstesna anne, biricik yavrusunun üzülmesini istemiyordu. Şiddetiyle kıvranıp durduğu hastalığının ağır olduğu hissini uyandırmamak için, "İyiyim canım oğlum, birşeyim yok" diyebildi. Bu birkaç kelimelik konuşmadan sonra da kendinden geçti.
Artık hastalık, konuşacak takati dudaklarından çekip almıştı. Bir ara, "Su" diyebildi sadece. Yaydan fırlayan ok hızıyla Peygamber Efendimiz, aziz annesine su yetiştirdi derhal. Hazret-i Âmine suyu içti. Su kabı ile birlikte ciğerparesinin yumuşacık ellerini de tuttu. Gözlerini açtı. Peygamber Efendimizin nur saçan sîmasına doya doya baktı ve ellerini bir anne şefkatiyle okşadı.
Kâinatın Efendisi bir ara, annesini biraz doğrultup başını kucağına aldı. Gözlerinden akan mübârek yaşlar, annesinin omuzlarına Nisan yağmuru gibi düşüyordu. Hazret-i Âmine'nin ruh ve kalbinde fırtınalar kopuyor, kasırgalar esiyordu. Kocasının ölüm ıztırabına, şimdi de biricik ve bütün alemlerin medarı iftiharı oğluna doyamama tehassürünü ekleyecekti? Allahım ne muazzam bir imtihan ve ne kadar büyük bir çaresizlikti.  Kendisini yakalayan hastalıktan daha çok, bu ayrılık onu yakıp kavuruyordu. Ama ne yapabilirdi? Emir baladandı. İlâhî kaderin değişmez hükmüydü.
Hazret-i Âmine, kendisini yakalayan hastalıktan kurtulamayacağını artık anlamıştı. Son olarak, güneşten daha iyi parlayan; aydan çok daha fazla nurlu yavrusunun yüzüne, ayrılık ve hasret ateşinin yaktığı duygular içinde baktı, ellerini doya doya kokladı ve dilinden şu cümleler döküldü:
-Ey, dehşetli ölüm okundan Allah'ın yardım ve ihsanı ile -yüz deve karşılığında- kurtulan zâtın oğlu!
Allah, seni aziz ve devamlı kılsın. Eğer rüyâda gördüklerim doğru ise, sen celâl ve kerem sahibi olan Allah tarafından, “bütün beşeriyete, helâl ve haramı bildirmek üzere gelecek peygambersin."
Sen, ceddin İbrâhim'in teslimiyet ve milletini tamamlamak için gönderileceksin.
Allah, seni, milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten koruyup alıkoyacaktır."
Her yaşayan ölür, her yeni eskir, Her şey zevâl bulur, Herkes fanidir, gider. Evet, ben de öleceğim. Fakat ebedî yâd edileceğim. Çünkü hayırlı bir evlâd doğurmuş, arkamda ter temiz bir yâdigar bırakıyorum.

Acıklı ve âdetâ istikbalden haber veren bu sözlerinden sonra Hazret-i Âmine'nin gözleri kaydı ve ruhunu Allah'a teslim etti. Yer: Mekke ile Medine arasında bulunan Ebvâ Köyü; tarih: Milâdî 576.
Balkıca

Döviz
©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...