YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 15. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

HELAL RIZIK

İSLAMDA HELALİNDEN YEME-İÇMENİN ÖNEMİ

Yemek-içmek, dünyaya gelmenin yegâne gayesi olan hakiki kulluğun vasıtasıdır. Onun için insan önüne gelen ve eline geçen her şeyi değil, dinin müsaade ettiği şeylerin en temiz ve helalından yiyip içmelidir.
Hz. Allah, bir emri veya haramı ya “Ekımus-Salata= (Ey Mü’minler) Namazınızı kılın” diye direkt veya “Kul Üd’uni Estecip leküm= (Ümmetine) söyle ki habibim: Bana dua etsinler cevap vereyim” şeklinde endirekt ifade buyururken yeme-içme hususunda ise hem Peygamberlere ve hem de inananlara ayrı ayrı ayetlerle emretmiştir. Böylece bu mes’elenin ne kadar ciddi ve önemli olduğunu vurgulamıştır. Şöyle ki:
“Ey Rasüller! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin ve salih amel işleyin.”
Yine: “Ey ehli iman! Size rızık olarak verdiklerimizin en temiz olanlarından yiyin. ”
Bu ayetleri nazil olduktan sonra Efendimiz sav: Uzun yolculuğa çıkmış, dağınık, üstü başı perişan vaziyette: Ya Rabbi! Ya Rabbi! Diye dua etmekte olan bir adamı zikrederek, “Onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram ve haram ile beslenmiş. Böyle bir kimsenin duası nasıl kabul olunur.”, buyurmuşlardır.
Çünkü yenilen şeylerin ve alınan gıdaların, insanın maddi vücut yapısında ve teşekkülünde olduğu gibi, manevi dünyasına da çok büyük te’siri vardır. Şöyleki: Haram gıda ile beslenen uzuvlar, bir fesat makinesi gibi şerre çalışırlar. Haram yiyenlerin uzuvlarında günah ve kötülükler ortaya çıkar. Bu durum kişinin sulbünden meydana gelecek olan çoluk çocuğunu dahi te’sir eder. Helal lokma yiyen insanların azalarında hayırlar, faziletler ve güzellikler tezahür etiği gibi bünyesi sağlıklı, karakter ve seciyesi sağlam, vicdanı rahat-kalbi huzurlu, ibadeti güzel ve duası müstecap olur.
Nitekim: Eski insanların gıdaları az ama helal ve temiz olduğu için gayet sağlıklı idiler. Günümüzde ise yeme-içme bol, tıp da çok ileri merhalelere ulaşmasına rağmen –maalesef- genç yaşta türlü hastalıklara yakalanmaları; kalp şeker, tansiyon gibi yanlış ( veya haram yollardan ) beslenmekle doğru orantılı olan hastalıkların da toplumu bir veba salgını gibi sarmasının bir ( belki de birinci ) sebebi bu olsa gerektir.
Hz. Ebu Bekir (ra) Efendimiz, bir gün kölesinin getirdiği sütten içti ve hemen kölesine, “Bunu nereden aldın?” diye sordu. Köle, “Kehanette bulundum, karşılık olarak bunu aldım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, içtiği sütü midesinden çıkarmaya çalıştı. Sonra: “Allahım! Midemde kalıp damarlarıma karışan kısmından sana sığınırım.” dedi.
Ashab’dan ve aynı zamanda “Aşere-i Mübeşşere’den Sa’d bin Ebi Vakkas r.a.” Peygamberimize (sav) gelerek: “Ya Rasülallah! Dua buyurunuz da ben duası makbul olanlardan olayım.” der. Peygamberimiz de O’na: “Ya Sa’d! Helal ve güzel olanı ye ki duan kabul olsun.” buyurdular. Daima iyilikler iyiliği, kötülükler de kötülüğü celp eder. O itibarla günahlar kalbi karartır, katılaştırır ve ibadetten zevk almaya mani olur.
Abdullah bin Ömer (ra): “Namaz kılmaktan yay gibi, oruç tutmaktan çöp gibi kalsanız da, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmazsanız, Allah o ibadetleri kabul etmez.” buyurmuştur.
Tasavvuf ehli bazı Zevat-ı Kiram: “Vera’ ve takvaya riayet,( Haram-Helal hususunda kılı kırk yarmak) İslamiyet’te mühim olan şeylerin en başında, Zarurat-ı diniyenin de en önde gelenidir. Yani: Bu riayetin husule gelmesi haramlardan kaçınmaya bağlıdır.” Demişlerdir.
İbrahim bin Ethem şöyle der: “Kemale erenler, ancak midelerine girenlere dikkat etmekle kemale ermişlerdir.”
Yahya bin Muaz Hazretleri: “Taat ( kulluk vazifelerini ifa )bir hazinedir. Anahtarı, dua; anahtarın dişleri ise helal lokmadır” der.
Abdullah bin Abbas (ra): “Midesinde haram lokma olan kimsenin ibadetlerini Allah kabul etmez.” buyurmuştur.
Benzin ile çalışacak şekilde imal edilmiş bir motora mazot konulunca nasıl çalışması aksarsa, helal lokma ile hayatını devam ettirecek şekilde yaratılmış olan insan vücuduna şüpheli bir lokma girince ilahi destek kesilir, itaat ve ibadet motorları çalışmaz hale gelir.
Kalbimiz adeta vücudumuzun pusulası gibidir. İlahi nusret geldikçe o daima doğru istikameti, rıza-i ilahi,
cennet ve cemali ilahi yolunu gösterir. Vücuda haram lokma girince kalbin ibresi yön değiştirir ve yanlış
istikameti göstermeye başlar.
Her Müslüman, gıdalarının helal ve temiz olmasına dikkat etmesi lazımdır. Haramlardan kaçınmaya itina
göstermek icap ettiği gibi şüpheli şeylerden dahi içtinap etmek gerekir. Bilhassa zamanımızda o kadar çok
şüpheli gıdalar var ki, adeta Müslüman pazarında salyangoz satılmaktadır.
Nitekim Peygamberimiz(sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Helaller bellidir, haramlar bellidir.
İkisinin arasında müştebihat (yani haram olup olmadığı belli olmayanlar) vardır. Bunları insanların çoğu
bilmez. Kim şüpheli şeylerden kaçınırsa, ırzını ve dinini korumuş olur. Kimde şüpheli şeylere dalarsa, harama
düşmüş olur...”
Bir söz vardır “can boğazdan geçer” diye. Aslında din de boğazdan geçer ve yine boğazdan çıkar. Yani insan
helalinden ve temizinden yediği kadar dindardır. İşte dindarlığın esas ölçüsü budur. Nitekim bir Hadis-i Şerifte:
“Sizi, birisinin Abdest-Namaz ve Orucu ( dindarlığına hüküm vermek için ) aldatmasın. Onun akçalı işlerine de
bakın (öyle karar verin).” Buyurulmaktadır.
Bu gün gözünü tamamen para kazanma hırsı bürümüş ( her meslekten ) bazı imalatcı ve satıcıların ucuza mal
edip daha fazla kazanmak için mamullerine her türlü haramı karıştırdıkları veya tamamı haram olan bir
yiyeceği helal diye sattıkları bir realitedir.
Yine öbür taraftan da dindar bir kimsenin yiyecek-içecek bir mamul satın alırken hiçbir araştırma yapmadan
alması; tek ölçüsünün “o şeyin ucuzluğu” olması; Yine her hangi bir yerde yer-içerken (özellikle etli
mamullerde) haram-helal mefhumunu galeye almaması dindarlıkla asla mütenasip ve mütekabil değildir.
Böylesine agnostik (la kayıt) bir durum insandaki dini-diyaneti bitirdiği gibi fıtratı bile alt-üst eder.
Hulasa-i Kelam: Haram yiyenler karınlarına sanki ateş koymuşlardır. Ateş, odunu nasıl yiyip bitiriyorsa haram
da sahibini ve ondan olacak nesli (manen) tüketir. İbadet zor gelir. Hz. Allah, haramla kirlenen bir insanı
huzuruna kabul etmez çünkü. Nice insanlar, Allaha ibadet için can atar, ama bir türlü gerçekleştiremezler.
Bunun altında yatan çok önemli “esbab-ı mucibeden” birisi haram lokmadır.
Asrımızın din ve iman düşmanlarından birisine sorarlar: Efendim, bir memleketi çok çabuk şekilde yıkar ve
insanlarını nasıl perişan edersiniz? “Haram yedirerek” diye cevap verir. Haram yiyenin işi, esas Ahirette çok
zordur.
Öyle ise: Şuur ve idrak sahibi her mü’min, ibadet ve taat letaiflerinin, helallarla çalıştığını bilerek bunları
durduracak haramlardan kaçınmalı, yediklerinin helal ve temiz, besmele ile kesilmiş, dini normlara uygun
hazırlanmış ve meşru bir şekilde te’min edilmiş, helal yollarla kazanılmış, her hangi bir yerde çalışırken hilesiz
çalışıp hak edilmiş olmasına azami derecede i’tina göstermelidir.
Unutmayalım ki helalinden ve temizinden gıdalanmak, haram hatta şüpheli şeylerden kaçınmak bütün inananlar
için, en mühim vecibelerin başında gelir.

Balkıca

Döviz

 

 

 

 

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...