YAZARLARIMIZ
BAYDD

Önceki Yazısı<< 12. YAZISI >>Sonraki Yazısı

Hikmet Adem

HİKMET ADEM

 

İSRAF VE ZARARLARI (VIII)
    
  İsraftan kurtulma yolları

İnsan potansiyel olarak bir takım müspet menfi iş ve işlemleri yapabilme kabiliyetiyle dünyaya gelir ve bu duygularla imtihan olunmaktadır. Çizgiyi aşar ve kendi bildiğine hareket edecek olursa daima hüsrana uğrayacak, kaybeden yine kendisi olacaktır. O ise insanın dünyaya geliş gayesi kaybetmek değil kazanmaktır. Doğru istikamette hal ve hareket gösterecek olursa kazanması mümkündür. Aksi bir durum onun trafik kazası yapmasına sebebiyet verecektir. Bu kazada çoğu kere kendisini de mahv-ı perişan etmiş olacaktır.
İnsan imtihan esnasında Hz. Allah’ın denetim ve gözetimi altındadır. Dinin yasakladığı hususlarda aykırı hareket edecek olursa aleyhine, düzgün hareket ederse lehine olduğu birçok ayeti kerime de açıkça ifade edilmektedir.
İnsanın imtihanlarından birisi Allah’ın vermiş olduğu nimetler hususundadır. Bu itibarla o nimetleri yerli yerince kullanıp kullanmadığından hesap verecektir. Allahın bahşettiği imkan ve nimetleri hoyratça kullanan insan bundan –en kısa zamanda-  kurtulma yollarına başvurmalıdır. Bu hususta yapılacak bir takım işler ve alınacak tedbirler vardır:

 a)Eğitim-Öğretim: İyi bir eğitim-öğretim görmüş insan hayatın, sağlığın, gençliğin, zamanın ve diğer bütün nimetlerin kıymetini bilir, ona göre hareket eder: Hayatını tembellikten, ataletten kurtarır. Elinde mevcut fiili ve potansiyel nimetleri yerli yerinde kullanır. Daima üretken bir insan olması gerektiğinin şuuruna varır.  İçinde yaşamış olduğu topluma karşı vazifesi olduğunu bilir. İyi ve numune insan olmanın huzur ve vicdani rahatlığı içinde olacaktır. Çünkü bilir ki israfın neticesi kendinden başka aileyi toplumu ve çevreyi menfi olarak etkilemektedir.

b)İnsanın dinini öğrenmesi: Rabbimizin hem dünya ve hem de ahiret saadeti için gönderdiği yüce dinimiz İslam’ın gayelerinden birisi de insanı, Tasavvufta “insan-ı kamil” denilen makama çıkarmasıdır. Bu olgunluk hali, ona, elinde mevcut her türlü nimet ve kaynakların yerli yerince kullanmasını öğreterek toplumda israfın önlenmesinde çok büyük rol oynayacaktır.
Bu sayede egoist duygularından kurtulabilen insanın, başkalarını da düşünecek bir seviye olan empati, hatta diğerkâmlık mertebesine yükselmesi mümkündür. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in idealize ettiği takva mertebesine yükselmiş, artık benden sonra tufan anlayışından kurtulmuştur. Bu anlayış onu israf ve lüks tutkunu olmaktan koruyacaktır. Çünkü kanaatkar olmayı, lüzumu kadar ile yetinmeyi bildiği gibi öbür taraftan da insanlara teşekkür, Allah’a karşı da şükretmeyi kendisine bir borç olarak görecektir.

c)İnsan dünyevi hususlarda kendinden alttakine, uhrevi meselelerde kendinden üsttekine bakmalıdır. Bu, aynı zamanda bir hadis-i şerif meali olup nebevi bir metottur. Tersine bir duygu daima israfı körükleyecek, altından kalkılamaz durumlara sürükleyecektir. Çünkü nefsani arzu ve isteklerin sınırı yoktur. Nitekim peygamber efendimiz: “İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa bir daha ister, onu versen üçüncüyü de ister. İnsan oğlunun, nefsi doymaz gözünü de ancak toprak doyurur.’’ Buyurmaktadır.
 d)- Kanaatkâr olmak:  Dinimize göre kanaat, tükenmeyen bir hazinedir. İnsana tutumlu olmayı, savurganlığa karşı durmayı öğretir. Bu hususla ilgili Peygamber Efendimizin bazı hadis-i şerifleri şunlardır: “ Ashaptan Abdullah bin Serces r a.’ dan rivayet ediliyor: Güzel üslup ve ağır başlı olmak ile iktisatlı hareket etmek peygamberliğin yirmi dört cüz’ün’den üçüdür.” ‘’İktisada riayet eden fakir düşmez.’’ (Müsned,1,447)  “Tutumlu olan, geçimin yarısını sağlamıştır’’(Beyhaki).
Tutumluluk, ölçülü olmak demektir, cimri olmak değildir. İsraf, nasıl ölçüyü kaçırmaksa cimrilik de tersine bir ölçüsüzlüktür. Yani biri ifrat, diğeri de tefrit ki ikisi de ekstrem ( anormal, aşırı) bir durumun ifadesidir.

e)- Kötü ve müsrif insanların etkisinden uzak durmak: İnsanlar, günümüzde, kötü şeylerden daha çok ve çabuk etkileniyorlar. Eskiler,” Yine “sü-i misal, numune-i imtisal olmaz” demişler. Ama bunların hepsi eskide kalmış.  Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde buyuruyor ki: “Öyle bir zaman gelecek, bazı insanlar keler yuvasına girdi diye herkes girmek için yarışacak.” Kötülük toplumda revaç bulunca veya toplum kötü şeylere teşne, hatta angaje olunca iş çığırından çıkacak, iyi ile kötü karışacak ve yer değiştirmiş olacak. İşte tam böyle bir zamanda yaşıyoruz ne yazık ki. İyi şeyleri yapmak bir takım yaftalarla tu kaka edilirken kötü şeyler de farklı masum isimler altında servis ediliyor.

f)- İsraf ve çeşitlerini bilmek ve onların farkına varmak: Aslında bilmek de yetmiyor fiilen uygulamak iktiza ediyor. Zira insan inandığı gibi yaşamazsa bir müddet sonra yaşadığı gibi inanmaya başlayacaktır. Vicdanlara il etapta hükmetmek zor iken, belli bir süre geçtikten sonra ise onu konuşturmak susturmaktan daha zor bir hal alır. Diğer kötü adetler gibi Dinimizin en büyük haramlarından olan israf meselesinde de fert ve toplumun tavır ve tepkisi de aynı minval üzeredir.

g)- Günah şeylerde yarış ve rekabet etmemek: Ayeti Kerimede: “Birbirinizle iyi şeylerde yarışın ama günah kötü şeylerde değil. Allah’tan korkun. Çünkü onun azabı ve cezası çok şiddetlidir. İsraf  işte tam bir günah ve kötülük yarışıdır. Asla sonu gelmez. Bu yarışın girdabına düştükten sonra kurtulma şansı gittikçe zayıflamaktadır.
Günümüzde bazı ideolojiler, insanın haysiyet ve şerefini beş paralık edince, ona sahte ve plastik itibar ve pirestij sağlama yöntemleri geliştirmişlerdir: Para-pul, ev, araba, mal-mülk, makam-mevki ve hatta bazı hokkabazlıklar… Nasrettin Hocanın ye kürküm ye misali yani. İnsanı Ekonomik bir hayvan diye tarif eden Batı Medeniyeti insanı basitleştirmiş maddi olarak oluşturduğu ekonomik değer kadar ona katma değer atfetmiştir. 
Hâlbuki dinimize göre: İnsan, insan olduğu için eşrefi mahluk, sureten en güzel, sireten en mükerrem bir varlıktır. İster inansın ister inanmasın öncelikle böyle donatılmış ve bütün bu teçhizat da kendisine emanet edilmiştir. Şayet döküp saçacak ve zayi edecek olursa bunların mes’uliyeti tamamen kendisine aittir.

 İnsan diye bir varlık kaderi ilahide sebkat etmeseydi ne kâinat var olacaktı ne de ahiret. O yüzden her şey değerini insan denilen eşref bir varlıktan almaktadır. Nitekim Peygamberimiz de: “ Bir yerin şerefi orada oturandan gelir.” Diye ifade buyurmuşlardır. Hz. Ali de: “Ey insan, sen kendini küçük bir şey mi sanıyorsun, hâlbuki sen (tek başına) kocaman bir evrensin.” Diyor.
Balkıca

Döviz

 

 

 

 

©COPYRIGHT BY MURAT TAKIM BAYDD Başlık küçük alt
DUYURU 18!
2016-2017 eğitim yılında burs almaya hak kazanan ve tek seferlik yardım hakkı kazanan öğrenciler belirlenmiştir. Öğrenciler durumlarını aşağıdaki linkten T.C. Kimlik Numaraları ile veya Öğrenci Numaraları ile sorgulayabilirler. Burs ve yardım verilmesinde katkısı olan herkese yapmış olduğu katkılardan ve emeklerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.
SONUÇ SORGULAMAK İÇİN TIKLAYINIZ...